KÖYÜM BÜYÜKKARAPINAR Hasan ŞİMŞEK

  • Skip to content
  • Ana menü bloğuna geç ve giriş yap.

Blok arama görünümü

Dolaşım

Arama

Buradasınız: Home

Ana Menu

  • Anasayfa
  • Büyükkarapınar Yazıları
  • Büyükkarapınar Kitabı
  • Basında Büyükkarapınar
  • Biyografik Eserlerim
  • Eğitim Danışmanlığı
  • Genel Yazılarım
  • Köyümüzden Haberler
  • Kim Kimdir?
  • Akademisyenlerimiz
  • Fotoğraflar
  • İletişim
  • Teşekkür

ESKİ DEVLET BAKANLARIMIZDAN KARAMAN- GÜNEYYURT DOĞUMLU Dr. LÜTFİ DOĞAN VEFAT ETTİ. ( 1927-2018 )

  • Yazdır
  • E-posta
Detaylar
Kategori: Kim Kimdir?
Yayın tarihi: Perşembe, 01 Şubat 2018 18:57
Yazar: alidokur
Gösterim: 2359

ESKİ DEVLET BAKANLARIMIZDAN

KARAMAN- GÜNEYYURT DOĞUMLU

Dr. LÜTFİ DOĞAN VEFAT ETTİ. ( 1927-2018 )

Yazımın başlığında önceki Diyanet işleri Başkanlarından ifadesini kullanmadım, zaten “Dr. Lütfi DOĞAN “ adı Diyanet Kurumu ile özdeşleşmiş idi.   22.01.2018 Pazartesi günü sabaha karşı 02.00 sularında Ankara’da vefat etmiştir. Allah’ın  rahmeti üzerine olsun.

Günümüz dünya meşgalesinde unutulan ama bizlerin bir hemşehrisi   olarak gurur kaynağımız olan, Dr. Lütfi DOĞAN hocamızın konumunun ve hizmetlerinin bilinmesi  ve hafızalarda tazelenmesi adına iki yıl önce-kendimi yöre insanlarına karşı sorumlu hissederek – oğlu Ahmet Doğan’ın da katkıları ile  bir çalışma yapmış www. medyaermenek internet sitesinde ve  Yeşil Ermenek’te  yayınlamıştık. Dr. Lütfi DOĞAN’ın vefat haberini duyunca Diyanet İşleri Başkanlığı ve Diyanet Vakfı  hizmetleri gözümün önünde canlandı,  beni 40-50 yıl öncesi yıllara götürdü.

1970’li yıllarda TRT’de, dini yönden kutsal saydığımız günlerde ve aylarda Dr. Lütfi DOĞAN konuşma yapardı. Onun tane tane konuşması, sevecen yüzü, tatlı ve sıcacık sesi, ağzından tane tana dökülen kelimelerle  izleyicileri kendine bağlardı. İnsanın ruhunu dinlendiren bir sohbeti olurdu.  Onun çok değerli bir din âlimi ve büyük bir üst düzey yönetici olduğunu çok sonra kavradık ve öğrendik.

Gündemin yoğun olduğu ve AFRİN HAREKÂTI’nın yapıldığı şu  günlerde vefat etmiş olması nedeniyle medyada hakkettiği yeri bulduğu söylenemez.    

Dr. Lütfi DOĞAN Kimdir?

Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Diyanet İşleri Başkanı olan Lütfi DOĞAN 1927 yılında, Karaman ilinin  Ermenek ilçesinin  Güneyyurt (Gargara ) beldesinde doğdu. Babası subay  ( Gazi emekli albay )olmasından dolayı ilk-okulu üçüncü sınıfa kadar Hozat ve Pertek’te okumuş. Bilahare İstanbul’a gelmişler, İlkokulu o zamanlar numara ile adlandırılan 3 numaralı  Kadırga’daki ilkokulda tamamlamış, ortaokulu da  yakınındaki  Kumkapı Ortaokulu’nda okumuş, liseyi ise bugün de eğitim öğretim açısından bir numara olarak görülen İstanbul Lisesi’nden  mezun olmuştur.

Dr. Lütfi DOĞAN, küçük yaşta özel olarak Kur’an-ı Kerim ve Arapça dersleri  ve ileri düzeyde din eğitimi dersleri almıştır. Orta öğretiminden sonra 1946 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin Klasik Şark Dilleri ( Arapça, Farsça ) Bölüm’ünden mezun olmuştur. Fakültenin önerisi ile Suriye’ye, İslam Dini ve Arapça Eğitimi ve master yaplması için gönderilmiş, üç yıl Suriye’de eğitim görmüştür. Daha sonar Ankara İlahiyat Fakültesi’nde . Kelam asistanlığı yapmış, diğer taraftan da doktora çalışmasını sürdürmüş ve İlahiyat Fakültesinde uzun süre hocalık yapmıştır. Bilahare, Diyanet işleri Başkanlığında göreve başlamış,  sırası ile Ankara Bölge Vaizliği, Ankara İl Müftülüğü, Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliği görevinde  bulunduktan sonra 1972 yılında Diyanet İşleri Başkanlığına atandı. Bu görevini 1976 yılına kadar sürdürdü. 13 Mart 1975 yılında, bugün dev bir ekonomi güce sahip olan Türk Diyanet Vakfı’nı yardımcıları Dr. Tayyar Altıkulaç, Yakup Üstün ve Özlük  İşleri Müdürü Ahmet Uzunoğlu ile birlikte kurdular. Vakfın kurcu başkanı ve kurcu üyesidir. Diyanet İşleri Başkanlığına destek amacı ile kurulan TDV, din hizmetlerin daha geniş kitleler ulaştırılması ve din hizmetlerinde görev alacak neslin yetiştirilmesinde bugüne kadar önemli görevler üstlenmiştir.  Türk Diyanet Vakfı (TDV ) ülkemiz genelinde bugüne kadar 3 bin 421 cami, 25 ülkede de 100’ün üzerinde cami ve din eğitimi binası yaptırmıştır. Yine bir kültür abidesi olan 44 ciltlik İslam Ansiklopedisi TDV tarafından yazdırılıp neşredilmiştir.

Dr. Lütfi DOĞAN, Diyanet İşleri Başkanlığı sırasında Bolu ve Haseki Eğitim merkezlerinin açılması ve Türkiye Diyanet Vakfı’nın kurulmasında öncülük etti. Ayrıca Acil Yardım Trafik Vakfı, Polis Vakfı, THK. Vakfı ,Körler Vakfı ,TESAV Vakfı gibi  onun üzerinde vakfın kurucu üyeliğini ve başkanlığını yapmıştır.

Türk Hacılarının, Hac görevlerini  düzenli ve rahat gedip  gelmelerini sağlamak amacıyla Hac Organizasyonunun kuruluşunda büyük emeği var.

Yayınlanmış birçok kitap, makale ve yazıları vardır. Bir çok gazetelerde köşe yazarlığı yapmıştır. TRT ve diğer özel televizyonlarda , İslam dinimizi anlatan ve topluma ahlaki değerleri  yüksek/güzel mesajlar vererek insanların  İslamın güzel değerlerini öğrenmesi için çok çaba sarf edip çalışmıştır.

Diyanet işleri Başkanlığına bağlı personelin kadrolaşmasında, özlük haklarının sağlanmasında çok büyük çabaları oldu.

1977 senesinde, 16. Dönem Malatya Milletvekili olarak parlamentoya girmiş,  kurulan iki kabinede de Din İşlerinden sorumlu Devlet Bakanlığı görevinde bulunmuştur.  Aynur Hanımefendi ile evli olan Dr. Lütfi Doğan üç çocuk babası,   Mustafa ( rahmetli), Ahmet adında iki oğlu ve Tuba adında bir kızı vardır. 22.01.2018 Hasan ŞİMŞEK

NAMI DEĞER HURŞİT AĞA

  • Yazdır
  • E-posta
Detaylar
Kategori: Kim Kimdir?
Yayın tarihi: Pazartesi, 27 Kasım 2017 19:17
Yazar: hasan-simsek
Gösterim: 541

NAMI DEĞER HURŞİT AĞA...

 
 
TAŞELİ YÖRESİNİN AĞASI HURŞİT AKPINAR, NAMI DEĞER HURŞİT AĞA KONYA TIP FAKÜLTESİNDE TEDAVİ OLUYOR!
 
Damadı, önceki Ermenek Belediye Başkanı Necati Akpınar’dan öğrendiğimize göre, Hurşit Akpınar 10 Kasım 2017 tarihinden beri Konya-Meram Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yoğun bakımda yatıyor.
 
Hemşehrilerimizden Meram Tıp Fakültesi hocalarından,  Prof. Dr. Mehmet Erikoğlu, Prof Dr. Hakkı Polat, Prof. Dr. Sema Tuncer ve diğer sağlık görevlisi insanlarımız ilgilerini eksik etmiyorlar.  Hurşit Ağa’nın sağlığına kavuşması için herkes elinden geleni yapıyor.
 
Taşeli Yöresinin Hurşit Ağasını Tanıyalım:
 
Hurşit AKPINAR, 1924 doğumlu olsa da gerçek yaşının 95 ve 96 yaşında olduğu tahmin ediliyor. Aşağıdaki yazı dizisi, yıllar önce Taşeli Yöresi Eğitim Seçkinleri adı altında yaptığım söyleşi ile Hurşit Akpınar Bey’i bir daha bilenler hatırlayacak bilmeyen ve okumayanlar da öğrenmiş olacaklar!
 

Biz Hurşit Akpınar Bey’e acil şifalar dilerken, sizler de bu vesile ile onun alicenaplığını ve ağalığının nereden geldiğini öğrenmiş olacaksınız.

HURŞİT AKPINAR (1)

 
 
Taşeli'nin Hurşit Ağası
Türk Dil Bayramı etkinlikleri çerçevesinde geldiğim Ermenek'te Sayın Hurşit Akpınar ile geçmişte yapılması gereken bir söyleşiyi yapmaya gittim. Daha önce, eğitim seçkinlerimizden Ahmet Keleşoğlu'nu, Hakkı Polat'ı ve Galip Sumra'yı yazmıştım.
 
İleriki bir zamanda da Hurşit Akpınar ile Ahmet Kalan'ı yazacağımı söylemiştim. Şimdi doğal olarak Nadir Bey'i ve Mehmet Çakır'da yazmak borç oldu. Ben bu hayırsever hemşehrilerime “eğitim gönüllüsü” demiyor, “eğitim seçkinleri” diyorum. Çünkü çarşıdan pazardan bir okul öğrencisine yapılan her tür ve seviyedeki yardımı yapan bana göre “ eğitim gönüllüsü “ kapsamına girer. 
 
Örneğin marketten beş düzine kalem, ya da bir kitapçıdan 50-100 liralık kitap alıp bir okula götürmek ve çocukların ihtiyaçlarına sunmak bir gönül, bir sevgi işidir. Oysa okul yaptırmak ve bunu proje aşamasından bitim aşamasına kadar takip etmek ve sonuçlandırmak çok zahmetli ve maddi külfeti ağır olan bir iştir. Bu nedenle okul yaptıran hayırsever hemşehrilerimize ben “eğitim seçkinleri” diyorum.
 
Hurşit Akpınar'ı nasıl tanıdım?
 
1964'ten beri İstanbul'dayım. Köyüm Büyükkarapınar'a ve Ermenek'e 2002 yılına kadar pek nadir giderdim. Ama köyüm ve Ermenek ile olan bağımı hiç koparmadım. Ta ortaokul yıllarından beri tanıdığım ve Keskin Han'ın yöneticisi olan İlhan Gür'e Ermenek Gazetesi'nde kendinden sık sık bahsedilen Hurşit Akpınar'ı kastederek bir gün şu soruyu sordum:
 
- Kim bu Hurşit Akpınar! dedim. Bana Hurşit Akpınar'ı şöyle anlattı: 1977 yılında, rahmetli Bülent Ecevit'in Hükûmet olduğu yıllarda madenler devletleştirilir. Hurşit Akpınar, işletmiş olduğu ocakları öfkeye kapılarak, yakarak yıkarak değil bir devir teslim kuralına göre işletmeye açık olarak devlete teslim eder. Hatta işçilerin yattıkları yatakları bile bırakır, gider.
 
Bu olayı Hurşit Ağa'ya anlattıktan sonra olayın doğruluğunu soruyorum. Aynen böyle oldu der. Devir değişir ve devlet maden ocaklarını işletme haklarını elinde bulunduran eski sahiplerine iade ederken, Hurşit Akpınar da önceden işletmiş olduğu maden (linyit ) ocaklarını çalışır vaziyette devletten teslim alır ve madenciliğe bir adım önde yeniden başlar.
 

İşte Sayın İlhan Gür'ün bu anlatımı ile gıyaben tanıdım Hurşit Akpınar'ı. İçimde ona karşı bir sıcaklık doğdu. Okul yaptıran ve yöremize güzel hayır işleri yapan diğer insanlarımız gibi onu da yazmak içimden çok önceden geldi ama bugüne kadar pek bir fırsat olmadı. Şimdi böyle bir girişten sonra Taşeli Yöresinin Hurşit Ağa'sını hep birlikte yakından tanıyalım:

HURŞİT AKPINAR (2)

 
 
TAŞELİ'NİN HURŞİT AĞASI
 
Taşeli'nde, Konya'da, Mersin'de “Hurşit Ağa “ kimliği ile tanınan, sevilen, sayılan Hurşit Akpınar kimdir?
Resmi adı Hurşit Akpınar olan ve halk tarafından Hurşit Ağa olarak seslendirilen zatı muhterem nüfusa göre 1927, kendi ifadesine göre 1924 yılında Güneyyurt ( Gargara'nın )'un Oda Mahallesi'nde doğar. Hacı Abdullah Efendi'nin torunu Ahmet Efendi'nin oğludur. Annesi Şerife Hanım Ermenekli Hurşit Çavuş'un kızıdır. Diyeceksiniz ki ulaşımın zor olduğu ve erkeklerin hanım yüzü görmede oldukça zor olduğu bir anlamda yaşadığımız o dönemin mutaassıp dünyasında Güneyyurtlu Ahmet Efendi Şerife Hanımı nasıl bulur? Nasıl tanışır? Anlatalım:
Hurşit Akpınar'ın babası Ahmet Efendi, Güneyyurt'ta okul olmadığından okumak için Ermenek'e gider. O zaman yani Cumhuriyetten önce Ermenek'te bugünkü ortaokul ayarında rüştiye mektebi vardır. Ahmet Efendi Rüştiye Mektebi'nde okurken Hurşit Çavuş’un evinde kalır. Ahmet Efendi'nin öğrencilik yılları bitince köyüne döner. Döner ama önceden tanıyıp sevdiği Hurşit Çavuş'un kızı Şerife Hanım ile evlenir. Şerife Hanım Ermenek'ten Güneyyurt'a gelin gider.
Ahmet Efendi’den Şerife Hanım’ın beş çocuğu olur,  Bu çocuklar büyükten küçüğe doğru Fehmi (rahmetli), Rukiye (rahmetli) Ali (Güneyyurt'ta on yıl belediye başkanlığı yapmış, şimdiki Ermenek Belediye Başkanımız Necati Akpınar'ın babası rahmetli olur.) Hurşit, (Bu yazıya konu olan kişi ), Feride (Spordan sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü'nün annesi sağ), yazımıza konu olan Hurşit Akpınar, ailenin dördüncü çocuğudur.

Hurşit Akpınar bir Cumhuriyet çocuğudur. Onun okula başlama çağı 1930-1931 yıllarıdır. Henüz harf inkılabı (Kasım 1928 ) yani yeni yazıya geçişin ikinci ya da üçüncü yıllarıdır. Eğitim ve öğretim çalışmaları henüz yerli yerine oturmuş değil, ama ülke genelinde büyük bir eğitim seferberliği var. Yeni yazı ile okullarda eğitim ve öğretim yaptıracak öğretmen sayısı da yok denecek kadar az. Henüz Kurtuluş Savaşı'ndan çıkalı birkaç yıl olmuş. Yokluk imkânsızlık, mahrumiyet diz boyu. Küçük Hurşit okul çağına girdiğinde çok önemli bir şey daha yaşanıyor bütün dünyada. Günümüzdekilerden çok daha büyük ekonomik kriz. Tüm ülkeleri etkilediği gibi Türkiye'yi de derinden etkiler. 1929 ekonomik krizi olarak dün-ya tarihine geçen bir kriz, yokluk ve yoksulluk dönemi Hurşit Akpınar'ın okula başlayacağı yıllarda her ailede olduğu gibi onlarda da yaşanır. O fazla okuyamaz. İlkokulu bitirince marangoz ustası olan ağabeyi Ali Usta'nın yanında marangozluk çıraklığına başlar. Ağa-beyi Ali Usta da marangozluğu Ermenek'te iyi bir marangoz olan Süleyman Evci'den öğrenir. Hurşit Akpınar askere gidinceye kadar ağabeyinin yanında çalışır. 1946'da amcası Mustafa Özkan'ın kızı Kübra Hanım ile evlenir. Askerliğini üç yıl süre ile Balıkesir'de yapar. Askerlik dönüşü marangozluk yapmaya devam eder. Hurşit Akpınar'ın Kübra Hanım'dan Rıfat, Zekiye, Latife, Mustafa, Ahmet ve Ayşe adında altı çocuğu olur. Artık o yörenin marangoz ustasıdır. Bu arada marangozluğu yanında öğrendiği ağabeyi Ali Usta Mersin'e gider ve oralarda yeni yapılan evlerin marangozluk işlerin alır. Güneyyurt ve çevresi ise Hurşit Usta'ya kalır. 1959 yılına kadar Ermenek- Karaman ve diğer yerleşim yerlerinde marangoz-luk yapar. 1959 yılında çok önemli bir şey olur. Mesleğini icra eder-ken elini freze keser. Bu meslek kazası onu marangozluktan soğut-muştur. Artık bu mesleği yapmak istemez. Elinde bu gün de yeri bel-li olan yara izi vardır. 1959 yılında kazancından biriktirmiş olduğu para ile köylüleri ile birlikte ortak bir kamyon alır. Artık ne de olsa Ermenek ve çevresinde beş altı tonluk kamyonların gelip gideceği yollar açılmıştır. O dönemlerde çok az olan kamyonlara da iş vardır. Hurşit Ağa'nın ortak nakliye işi 1963'e kadar devam eder. 1963 yılında Karamanlı bir maden (linyit) işletmecisi ile tanışır. Mehmet Şekerci adındaki bu zat, Cenne'de bugünkü adı ile Pamuklu'da kömür madeni çıkartmaktadır. Şekerci'nin madenin çıkarılmasında, sevkiyatında ve pazarlanmasında sıkıntıları olur ve Hurşit Akpınar'dan kendisine yardımcı olmasını talep eder? Bu talep karşısında Hurşit Akpınar'ın tepkisi ne olur? Mehmet Şekerci'ye ne yanıt verir?  

HURŞİT AKPINAR (3)

 
 
TAŞELİ'NİN HURŞİT AĞASI AĞALIĞA GİDEN YOL
 
Eski adı Cenne şimdiki adı Pamuklu olan köy civarında maden (linyit ) ocağı işleten Karamanlı Mehmet Şekerci, yeni yeni yöremizde sayılan ve güvenilen ve ekonomik yönden palazlanmaya başlayan Hurşit Akpınar'dan kendisine yardımcı olmasını ister. Hurşit Akpınar daha o zaman “ halkın ağası” değildir.  Ağa unvanı kendisine henüz verilmemiştir ama ağalık emareleri kendisinde su yüzüne çıkmaya başlamıştır. Kendisinin yardım talep ettiği kömür ocağı işletmecisi Karamanlı Mehmet Şekerci'ye maddi ve manevi yardım eder. Mehmet Şekerci ocağı işletmede, kömürün pazarlanmasında sıkıntılar yaşar. Ocağı devreder. Hurşit Ağa’ya ocağı siz mi aldınız dediğimizde, hayır ben almadım, başkası aldı, cevabını verir. Çünkü Hurşit Ağa Cenne'nin yakınındaki Şahinler'deki Çanakçı mevkiinden madeni ( linyit madeni ) işletmek için 1963 yılında ruhsat alır. O zaman il merkezimiz olan Konya'dan maden ocağı işletmek için ruhsat alırken zorlandınız mı diye sorduğumda, hayır zorlanmadım. Zorluk çıkarmadılar diye yanıt verir. Tabi bu arada zorlandığı konular da olur. Kömür üretiminde  bir sıkıntı yaşanmasa da kömürü tanıtmada ve pazarlamada büyük sıkıntı yaşarlar. Küçük paketler hâlinde Kahraman Maraş'ta, Gazi Antep'te ve Konya'da evlerde yakıt olarak kullanılan linyit kömürünü tanıtmak için çok çaba gösterirler. 1963 yılında kömür ocağı işletmeye başlayan Hurşit Bey, 1969 yılına doğru kömürden para kazanmaya başlar. Bu yıla kadar kazanmış olduğu paralarla kömür işletmesinin alt yapı tesislerini kurar ve yollarını açar. Yollar derken ocaktan ana yola kadar ulaşımı sağlayan kömür yüklü kamyonların geçebileceği yollar anlaşılmalı.
 
HAYALLERİN BİTTİĞİ YIL
 
1977-1979 yılları Hurşit Akpınar için hayallerin, düşlerin yok olduğu bir yıldır. Ecevit Hükûmeti ülke genelinde bütün madenleri devletleştirmiş ve işletilen kömür ocaklarını kişi ve şirketlerin elinden alınmıştır. Artık yer altı zenginlikleri dediğimiz madenleri devlet işletecektir. Bu karar Hurşit Ağa için bir duraklama, bir dönüm  noktası olur. Devlet diğer ocaklarda olduğu gibi onun da işlettiği maden ocağına el koyar, ocağa bir kıymet biçerler ama devlet tarafından Hurşit Akpınar'a bir kuruş ödenmez. Ocağını öfkeye tepkiye kapılmadan şeriatın kestiği parmak acımaz kabilinden çalışır vaziyette devlete teslim eder. Hatta işçilerin yatıp kalktığı yerlerdeki özel yatakları bile bırakır gider. Onun ocağı işler vaziyette devlet görevlilerine teslim etmesi ilerde ona büyük avantajlar sağlayacaktır. Yazımızın başında buna kısmen değinmiştik.

1983 yılında liberal ekonomiyi savunan Turgut Özal'ın Anavatan Partisi iktidara gelince maden ocaklarını eski sahiplerine iade ederler. Hurşit Ağa işletmiş olduğu ocağı nasıl teslim ettiyse öyle teslim alır. Artık maden işletmesinde deneyim sahibi bir kimsedir. Açık işletmeler yaparlar ve çıkarmış oldukları kömürden iyi para kazınırlar. Ermenek kömürü olarak adlandırılan linyit kömürü Konya, Karaman, Antep, Maraş ve diğer illerde iyi prim yapar. Kaliteli olarak bilinir ve aranır hâle gelir.     

HURŞİT AKPINAR (4)

 

TAŞELİ'NİN HURŞİT AĞASI HURŞİT AĞA OKUL YAPTIRIYOR
 
1983 yılında devlet tarafından işletme sahiplerine  iade edilen maden ocaklarını Hurşit Akpınar herkesten önce işletmeye başlar, millet ocakları açtım, işletmeye başladım deyinceye kadarki sürede o bir hayli yol alır ve iyi para kazanır. Salih Şarman Ermenek Kaymakamı'dır. Hurşit Ağa'ya bir gün birlikte Güneyyurt'a gitmelerini söyler, kalkarlar giderler. Beldenin okulunu birlikte gezerler. Anlaşılan kaymakamın kafasındaki düşünce Güneyurt'lulara el birliği ile okulu yeniletmektir. Hurşit Ağa okulun çok eski ve yıpranmış olduğunu ve tabanının  koktuğunu ve okulun sıhhi olmadığını görür. Okulu yenilemek için bir dernek kurarlar. Derneğin başına da  Şükrü Arı'yı getirirler., dernek yeterli parayı toplayamaz, Para toplamakta zorlanırlar. Hurşit Ağa burada da ağalığını gösterir ve okulu tek başına yaptırmaya karar verir. Kaymakam da değişmiştir. Yeni kaymakamımız Yusuf Ziya Bey'dir. Yusuf Ziya Karacaev  artık yörede yardımseverliliği ve ağalığı ile  ünlenen ve saygın bir adam olan Hurşit Akpınarı'ı teşvik eder, proje ve diğer formalite konularında yardımcı olur. 1984 yılında  temeli atılan on iki sınıflı ve iki katlı olarak yapılan  okul 1985 yılında orta ve lise olarak eğitim ve öğretime başlar. Adını da Hurşit Akpınar Güneyyurt Lisesi olarak alır.1998 yılına kadar ortaokul ve lise olarak hizmet gören bina ilköğretim yasasının değişmesi ile birlikte 1998 yılından itibaren ilk ve ortaokulu kapsayan ilköğretim okulu olur ve adını Hurşit Akpınar İlköğretim Okulu olarak işlevine uygun olarak Milli Eğitimin hizmetine devam eder. 
Okulun temelinin atıldığı yılı ( 1983 ) hesap edersek Sayın Hurşit Akpınar adı ve unvanına yakışır bir şekilde bundan tam 27 yıl önce Türk Milli Eğitimine doğup büyüdüğü beldesinde bir okul yaptırarak ciddi anlamda bir omuz vermiştir. Taşeli Yöresi'nde bildiğimiz kadarı ile ilkokul yaptıranlardan biridir. İlki  Mustafa Demirok'tur. O Ermenek Meslek Lisesi'ni yaptırmıştır.
Hurşit Akpınar, kırlık kesimlerde geniş toprakları olan, sözü geçen, zayıfları ezen, yok pahasına insanları çalıştıran  varlıklı kimse anlamında bir ağa değil, belki de yine geniş toprakları ve varlığı olan, maden sektöründe en azından yıllardır ortalama  100 işçi çalıştıran  yoksullara fakirlere, sıkışan iş adamlarına yardım eden, eli açık bir “ağa” dır. İşletmiş olduğu maden ocaklarından yaklaşık 400 kadar insan emekli olmuştur.
Hurşit Ağa, bugün 87 yaşındadır. Benim ile söyleşi yaptığı günün sabahı Balgusan taraflarındaki yayladaki tarla ve bahçe işlerini yerinde görmek için yaylaya gittiğini söyledi. Maşallahı var, sağlıklı. Sabahları 08.30 kahvaltı saati, kahvaltıdan sonra bürosuna gider günlük üç dört gazete okur ve öğleye kadar büroda çalışır. Öğleyin camiye gider.  Öğleden sonraki zaman zarfında dostları ile bürosunda sohbet eder. Onun yemek seçme gibi bir huyu yok, yaşına göre önüne gelen her yemeği yer. Tansiyonu var, ona dikkat eder.
Ona rahmetli Naci Keskin'in ile olan bir anımı hatırlattım, Naci Keskin 22 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra özel sektördeki işin kardeşi Abdullah Keskin ile kurmuştu. Üç yıl SSK primlerini ödeyince oradan emekli olur. Onca varlık içinde devletten aldığı o küçük paranın ayrı bir anlamı ve tadı olduğunu zevkle bizlere anlatırdı. Sayın Hurşit Akpınar'a sosyal güvenliği olup olmadığını ve emekli maaşının tatlı gelip gelmediğini sordum. BAĞ-KUR'dan emekli olduğunu ve 650 TL maaş aldığını sonraki yıllarda yapmış olduğu Belediye Başkanlığı nedeni ile hizmetlerinin birleştirildiğini ve 1100 TL devletten maaş aldığını söyledi. O da bunca varlık ve uğraşı içinde her ay almış olduğu maaşının kendisine tatlı bir gelir olarak geldiğini söyledi.
Taşeli'nin Hurşit Ağası'na neden Güneyyurt'ta oturmadığını sorduğumda, iş yerinin Ermenek'te olduğunu ve yirmi yıldır Ermenek'te oturduğunu söyledi. Başlangıçta her gün Güneyyurt'tan Ermenek'e ofise gelip giderlermiş, bakmışlar ki olmayacak, şimdiki oturduğu evin bulunduğu arsasını satın almışlar ve oraya dört daire yaptırmışlar. Bu evde üç kızı ve kendisi oturuyor altlı üstlü. 2006 yılında eşi Kübra Hanım'ı kaybeder. Her gün düzenli işine gelip giden Hurşit Ağa, Ermenek'te torunlarıyla birlikte mutlu bir yaşamı var.
Siyaset ile aranız nasıl dediğimde 1950 yılından beri siyasetin içindeyim der. Siyasetçi olarak yöreye ne gibi katkı sağladınız dediğimde ise Güneyyurt için hayati önem arz eden su kanalını yaptırdığını, YİBO'nun arsasının sağlanmasında katkı yaptığını söyledi.
Hurşit Ağa sivil toplum örgütlerinde de çalışan değerli bir şahsiyettir. İlim ve Kültür Vakfı'nın kurucusudur. Çoğu okul ve cami yaptırma ve yaşatma derneklerinin başkanlığını yapmış ve onlara yardım etmiştir. Onun bulunduğu mekânda harcamanın faturası ta gençliğinden beri Hurşit Ağa tarafından ödenir. Zaten Ağa” lık lakabı da bu eli açıklığından ve katılmış olduğu toplantılarda ve yemeklerde kısaca toplumsal harcamaların  olduğu her yerde Hurşit Ağa ödemeleri yaptığı için Taşeli halkı tarafından varlıklı zengin oluşundan  dolayı değil, eli açık ve ikramı sevdiğinden dolayı adı, yöremizde  “Hurşit Ağa “ olarak taçlandırılmıştır.

Kendilerine sağlıklı bir ömür dilerken, bu söyleşinin yapılmasında bana yardımcı olan Ermenek Belediye Başkanımız Sayın Necati Akpınar'a teşekkür ederim. 
23 Mayıs 2011                                 
 
Hasan ŞİMŞEK

NACİ AYDINLI

  • Yazdır
  • E-posta
Detaylar
Kategori: Kim Kimdir?
Yayın tarihi: Perşembe, 01 Haziran 2017 14:32
Yazar: hasan-simsek
Gösterim: 5105

NACİ AYDINLI

Gençler onu tanımaz,

O tertipli, düzenli, iyi giyimli bir öğretmen!

Şimdilerde Antalya’da yaşıyor.

Tarih dersinde,  konuları anlattıkça biz de orduyla sefere çıkar gibi olayları yaşar ve heyecanlanırdık. Öyle günümüzde, çocuklarımıza doğru dürüst tarihimizi okutmadılar söylemlerinin aksine, tarih derslerini  o anlattığında hücrelerimize kadar işlerdik. Naci Aydınlı öğretmenimiz bize tarih dersini sevdirdi,  öğretti, yaşattı ve hayal dünyamızı zenginleştirdi.

Naci Aydınlı Ermenek Ortaokulu’ndan hocamız, dün 24 Mayıs 2017 tarihinde öğleden sonra metroda yolculuk yaparken tanımadığım bir telefonla arandım, karışımdaki ses Naci Aydınlı’nın sesi idi. Her zamanki kibar ve resmi tavrıyla konuşmamıza başladık, uzun bir muhabbet ettik, 1960’lı yılların Ermenek’ine döndük.  Devre arkadaşlarımızdan kimlerle görüşüp konuştuğumuzu sordu, Ahmet ve Nurhan Esin’den, Sinan Çelebi’den Arif Ertekin’den, Hasgül Hoca’mızdan bahsettim. Hepsine selam gönderdi, mutlu oldu.  Afyon’da olduğunu söyledi, orada kızı varmış Kocatepe Üniversitesi’nde kimya doçenti olarak çalışıyormuş. Naci Aydınlı Bey eşi ile birlikte, yılın belirli aylarında Afyon’da torunları ile yaşıyor, öteden beri yılın yarısını da Antalya’da yaşayarak yaşamını sürdürdüğünü biliyoruz. Hep kendisini uzaktan takip ettik, facebookta  toplu fotoğraflarla kendilerini anımsadık. Antalya’da Naci Küçüksu, Haydar Gültekin, Halis Gürdal ve hatırlayamadığım diğer Ermenekli dostlarla eski anıları hatırlayarak yaşadıklarını zaman zaman sosyal medyadaki paylaşılmlardan görüyor ve anlıyoruz. Bir ara sohbetimiz sırasında, 1963 mezunlarının hocalarının Naci Bey’den başkasını kaybettiğimizi  söyleyecek oldum ve Halil Cengiz’den bir haber alamadığımızı söylediğimde, Hukuku bitirdiğini ve Isparta’da avukatlık yaptığını söyledi, biraz şaşırmakla birlikte sevindim. O, beni  öğrencisi olmaktan daha çok bir ağırlıkta seven bir öğretmenimizdi.

Sayın Aydınlı ile konuşmam bittikten bir gün sonra, internetten Isparta Barosu kayıtlarına baktım, bir sürpriz yaparak anıları tazeleyelim diye hayal ederken,  Baroyu aradım, adını verdim, telefona çıkan ilgili görevli üç yıl önce vefat ettiğini söyledi. Hayalimin üzerine çöktüm kaldım, sürprizi yaşayamadık. Çok, ama  çok üzüldüm, Allah’ın rahmeti üzerine olsun.

Ermenek Orta Okulu öğretmenleri başta müdürümüz Adnan Göksu, Ünal Öztaş, Halil Cengiz, Mehmet Sönmez, Naci Köprülü,  Emin Alper, geçen yıl kaybettiğimiz  Meliha Berk, kardeşi Operatör Dr. Tevfik Fikret Berk  hakkın rahmetine kavuştular. Şüphesiz o zaman çok genç olan ve şimdilerde İstanbul’da yaşayan Hasgül Atalık Hanımefendi  ile Afyon’da yaşayan  Naci Aydınlı  hocalarımıza Allah uzun ömürler kendileri  sağ ve hayattalar.

1963 mezunlarına büyük emek veren hocalarımızı rahmetle anarken, sağ olanlara   Allah’tan sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum.  Gelecek  sayıda Aydınlı’ya  devam edeceğiz.30 Mayıs 2017. Hasan ŞİMŞEK

 

NACİ AYDINLI KİMDİR? - 1

 

 

 



Gençler onu tanımaz,
O tertipli, düzenli, iyi giyimli biraz da havalı  bir öğretmen!
Şimdilerde Antalya’da yaşıyor.
Ermenek Ortaokulu’nda öğretmenimiz olan Sayın Naci Aydınlı, tarih dersinde,  konuları anlattıkça biz de orduyla sefere çıkar gibi olayları yaşar ve heyecanlanırdık. Öyle günümüzde, çocuklarımıza doğru dürüst tarihimizi okutmadılar söylemlerinin aksine, tarih derslerini o anlattığında hücrelerimize kadar konular işlenirdi. Naci Aydınlı öğretmenimiz bize tarih dersini sevdirdi,  öğretti, yaşattı ve hayal dünyamızı zenginleştirdi.
Naci Aydınlı Ermenek Ortaokulu’ndan hocamızdı demiştik, özledim aradım, sordum soruşturdum albay rütbesine kadar yükselmiş bir oğlu olduğunu öğrendim. Şimdi hatırlayamadığımı bir arkadaşımız kanalı ile oğlu Emekli Topçu  Albay Mesut Aydınlı’dan telefon numarasını aldım, zaman zaman da hocamızla görüşüyordum. Bu bağlantının sonucu olacak ki dün 24 Mayıs 2017 tarihinde öğleden sonra tramvayda  Zeytinburnu-Ataköy arası  yolculuk yaparken tanımadığım bir telefonla arandım, karışımdaki ses Naci Aydınlı’nın sesi idi. Her zamanki kibar ve resmi tavrıyla konuşmamıza başladık, Zeytinburnu aktarma istasyonunda durakta indim ve durdum, uzun bir muhabbet ettik, 1960’lı yılların Ermenek’ine döndük.  Devre arkadaşlarımızdan kimlerle görüşüp konuştuğumuzu sordu, Ahmet ve Nurhan Esin’den, Sinan Çelebi’den Arif Ertekin’den, Hasgül Hoca’mızdan bahsettim. Hepsine selam gönderdi, mutlu oldu.  Afyon’da olduğunu söyledi, orada kızı varmış Kocatepe Üniversitesi’nde kimya doçenti olarak çalışıyormuş. Naci Aydınlı Bey eşi ile birlikte, yılın belirli aylarında Afyon’da torunları ile yaşıyor, öteden beri yılın yarısını da Antalya’da yaşayarak yaşamını sürdürdüğünü biliyoruz. Hep kendisini uzaktan takip ettik, facebookta  toplu fotoğraflarla kendilerini anımsadık. Antalya’da Naci Küçüksu, Haydar Gültekin, Halis Gürdal ve hatırlayamadığım diğer Ermenekli dostlarla eski anıları hatırlayarak yaşadıklarını zaman zaman sosyal medyadaki paylaşımlardan görüyor ve anlıyoruz. Bir ara sohbetimiz sırasında, 1963 mezunlarının hocalarının Naci Bey’den başkasını kaybettiğimizi  söyleyecek oldum ve Halil Cengiz’den bir haber alamadığımızı söylediğimde, Hukuku bitirdiğini ve Isparta’da avukatlık yaptığını söyledi, biraz şaşırmakla birlikte sevindim. O, beni  öğrencisi olmaktan daha çok bir ağırlıkta seven bir öğretmenimizdi.
Sayın Aydınlı ile konuşmam bittikten bir gün sonra, internetten Isparta Barosu kayıtlarına baktım, bir sürpriz yaparak anıları tazeleyelim diye hayal ederken,  Baroyu aradım, adını verdim, telefona çıkan ilgili görevli üç yıl önce vefat ettiğini söyledi. Hayalimin üzerine çöktüm kaldım, sürprizi yaşayamadık. Çok, ama  çok üzüldüm, Allah’ın rahmeti üzerine olsun.
Ermenek Orta Okulu öğretmenleri başta müdürümüz Adnan Göksu, Ünal Öztaş, Halil Cengiz, Mehmet Sönmez, Naci Köprülü,  Emin Alper, geçen yıl kaybettiğimiz   Meliha Berk, kardeşi Operatör Dr. Tevfik Fikret Berk  hakkın rahmetine kavuştular. Şüphesiz o zaman çok genç olan ve şimdilerde İstanbul’da yaşayan Hasgül Atalık Hanımefendi  ile Afyon’da yaşayan  Naci Aydınlı  hocalarımıza Allah uzun ömürler versin, sağ ve hayattalar.


1963 mezunlarına büyük emek veren hocalarımızı rahmetle anarken, sağ olanlara Allah’tan sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum. Bu yazı bir giriş oldu, gelecek sayılarda  Naci  Aydınlı hocamızı hatırlatmaya, ve bilmeyenlere tanıtmaya  devam edeceğiz.
30 Mayıs 2017. Hasan ŞİMŞEK

 

NACİ AYDINLI KİMDİR? - 2

 

 

 

Naci Aydınlı’nın öğretmenlik yaptığı yıllarda Ermenek
Öğretmenimiz  Sayın Naci Aydınlı’yı ben 1963 yılından beri hiç görmedim. Dile kolay 53 yıl olmuş. Daha dün gibi  sınıfta, tahta önünde ders anlatışını duyar gibiyim. O tatlı sert tavrı, güzel giyimi, kendine olan özgüveni hiç ama hiç gözümün önünden gitmedi.
                                                            *                  *                *
Geçen sayımızda şöyle bir kısa geçişler yaptığımız, Ermenek Ortaokulu’nda öğretmenlik, idarecilik yapan değerli öğretmenimiz Naci Aydınlı’yı biraz yakından tanıyalım:
Biz onu eski adıyla Fariskeli  ( Göktepeli ) sansak da aslında o Ermenekli olduğunu ve 9 Eylül 1935’te Ermenek’te doğduğun söyler, kayıtlar da öyle yazar.
AYDINLI’NIN ÇOCUKLUK YILLARI ve İVRİZE KABUL ŞARTI
Babası Nüfus Memuru,  Hüseyin Aydınlı, Hacı Eminler Sülalesi’nden, babasının babası/ baba dedesi  D. Ali’ dir. Babasının  annesi,  eski adı Ezvendi  olan Kayaönü köyünden Fatma Hanımdır.  Babaları dört kardeştir: Emin, Hüseyin, Ayşe, Fehmi. Amcaları ve halasının hepsi vefat etmişler. Rahmetli dedesi Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nın en ağır koşullarında savaşmış ve Basra’da tıpkı benim dedem gibi İngilizlere esir düşmüş kahraman gazilerden biridir.
Babası Hüseyin Efendi,   1902 doğumlu rüştiye mezunu, ilk görev yeri Tepebaşı ( Halimiye ) Nahiyesi’nde 1926-1941 yılları arasında, bilahare 1941-1967 yıllarında ise Göktepe’de nüfus memur olarak çalışır. Emekli olduktan sonra 1987 yılında vefat eder.
Annesi  Şerife Hanım 1907 doğumlu, ailenin tek çocuğu, babasını üç yaşında iken kaybetmiş. Annesinin baba sülalesine “Kırkbir Serdarlar “ derlermiş. annesinin kızlık soy adı “Başbuğ”dur. Serdarlardan annesinden başka kimse kalmamış çoğu genç yaşta hastalıktan ve savaş alanlarında yaşamlarını yitirmişler. Serdarların son çocuğu olan anneleri Şerife Hanım, Naci Aydınlı Yedeksubay olarak Polatlı’da görev yaptığı sırada 9 Temmuz 1958 yılında vefat eder. Üzülmesin diye oğluna ölüm haberi bildirilmez. Tıpkı babamın ölümünde benim 1967’de bulunamayışım gibi.
Sayın Aydınlı okulda öğretmenlik ve yöneticilik yaptığı bizim dönemimizde ( 1962-1963 ) özel yaşama hiç girmezdi. Biz kendisini Göktepe’de Nüfus Memurunun oğlu olarak bilirdik.
Nüfus memuru  rahmetli Hüseyin Aydınlı’nın, Şerife Hanım’dan  Mehmet, Kübra, Ayşe, Nazım, Naci, Sami, Zehra, Mehmet ve Nazım adında  yedi çocuğu olur.  Mehmet ve Nazım küçük yaşta ölürler. Diğer kardeşleri  Ayşe Şimşek 2008, Zehra Aydınlı 2011, ve ablası  Kübra Ağardan 2013 yılında vefat ederler.  Kardeşi Sami Hukuk mezunu, muhtelif ilçelerde kaymakamlık, illerde vali yardımcılığı ve en son olarak da Mahalli İdareler Genel Müd. Yardımcılığından emekli olur.
Öğretmenimiz Naci Aydınlı’nın çocukluk yılları babasını görev yaptığı Tepebaşı ve Göktepe nahiyelerinde geçer. İlkokula Göktepe’de başlar birinci sınıfta yedi öğretmen değişir. Naci Bey bunu  bir şanssızlık olarak niteler. Onun okuduğu yıllarda Göktepe’de Yatılı Bölge Okulu var. Mehmet Zeki Akdağ, Ahmet Tufan Şentürk de bu yatıl bölge okulunda okumuş yöre çocukları.  O dönemde köylerde eğitmenler tarafından üç yıllık okutulan çocuklar,  Göktepe’de iki  yıl daha okuyarak ilkokul diploması alabiliyorlardı. O yatılı bölge okulunun Göktepe’ye bağlı köylerdeki çocukların geleceklerini nasıl olumlu yönden geliştirip şekillendirdiğini, yöremizdeki eğitim etkinliklerini incelerken 60 yıl sonra öğrenme fırsatını buldum. Ahmet Tufan’ın şiirlerinde anlattığı Süheyla ve Hüsnü Yaylalı öğretmenler de okumuş Naci Aydınlı öğretmenimiz. Beşinci sınıfı Ermenek Merkezde Ulvi Çetin ve Asım Alper öğretmenlerimizde okumuş. Hepsinin değerli öğretmenlerden olduğunu bahseder. 1948 yılında okuldan mezun olacakken teknik bir nedenle naklini tekrar Göktepe’ye yaptırır. Oradan mezun olur. Zira Ermenek’te ortaokula başlarsa İvriz’e gidemeyecekti. Çünkü enstitüler köylerden mezun çocukları alıyorlar ve köylere öğretmen olarak gönderiyorlardı, sistem öyle idi. O zaman Ermenek’te ortaokul henüz inşaat hâlinde olduğundan bir yıl gibi bir kaybı olacak ayrıca İvriz Köy Enstitüsü’ne de gidemeyecekti.

Yıllar sonra, Naci Aydınlı Hocamız,  “ Göktepe, çocukluk yıllarımın geçtiği yerdi, öğretmenlerimi, çocukluk yıllarımı, komşularımızı ve komşu çocuklarını hiç unutmam, daima hatırlarım”  der. 16.06.2017. Hasan Şimşek 
ermenek ile ilgili görsel sonucu
Şimdiki Ermenek

 

NACİ AYDINLI KİMDİR? -3

 

 

 

 
İVRİZ KÖY ENSTİTÜSÜ YILLARI
Naci Aydınlı Hocamız,1948 yılı yaz döneminde İvriz Köy Enstitüsü’ne gitmek için yazılı sınava katılır ve kazanır. Sözlü sınav için Ermenek’ten Austin marka bir kamyonla yukarı yol dedikleri  Balkusan – Bucakkışla yolu ile Karaman’a  ulaşırken 22 virajlı Avgan yokuşunu ve Ermeneklilerin mekânı/toplanma yeri olan Karaman’daki   Kervansaray Hanı’nı da hatırlar.  İvirz’de sözlü sınavı kazanır, kendisi gibi sınav kazanan başka Ermenekli çocuklar da vardır. Burada araya girmek isterim, Sayın Aydınlı’dan önceki  dönemlerde yukarılarda okuyan çocuklar, o yolları hep üç gün yürüyerek aşıp Karaman’a ulaşmışlardır. Bu bakımından en azında Aydınlı Hocamızın ulaşım yönünden bindiği araba külüstür bir araba da olsa, yolculukta kolaylık olduğu söylenebilir. İkinci Dünya Savaşının  ( 1939-1945 )bittiği yaraların sarılmaya başladığı, yokluğun, kıtlığın açlığın unutulmaya çalışıldığı yokluk yılları içinde okula gider.
Hocamız Naci Aydınlı “ O yıllarda Köy Enstitüleri beş yıllıktı. Mezun olanlar köylere öğretmen olarak atanırdı. Son sınıfa geçtiğimizde,  1952 ‘de Köy Enstitüleri isim olarak “ İlköğretmen Okulu’na dönüştürüldü, öğrenim süresi bir yıl uzatılarak altı yıla çıkarıldı.1953 yılında mezun olacakken 1954 yılında mezun olduk.”  diye bir bilgi notu düşecektir.
Altı yıllık tahsil hayatımızda çok şeyler öğrendik. Değerli öğretmenlerimiz vardı. Hamit Özmenek ve Salih Ziya Büyükaksoy’u hiç unutamıyorum. Bizlere anne,  baba şefkatiyle yaklaştılar. Gece gündüz bizleri eğittiler, yardımcı oldular. Anne ve babalarımızın yokluğunu  fazla hissetmedik.  Sayın Aydınlı’yı test etme anlamında değil asılnda anlatımı güçlendirme adına  Zaman zaman buluştuğum birlikte yemek yediğim İvriz mezunu mühendis ve doktor  ( Yusuf Kılıç ve Dr. Nuri Acıyan )arkadaşlarımla görüştüğümde, onlara Salih Ziya Büyük adı size neyi  hatırlatıyor deyince, dakikalarca adını saygı ve minnetle andılar. Demek ki rahmetli Salih Ziya öğrenciler üzerinde çok olumlu etki bırakmış değerli bir eğitimci olarak hafızalarda yerini almış.
Aydınlı Hocamız öğretmenleri hakkında şöyle diyecektir:
Öğretmenlerimiz bize vatan sevgisini, öğretmenliği, yurdumuz için neler yapmamız gerektiğini öğrettiler. Enstitüler, yaparak; yaşayarak eğitmenin ve öğretmenin merkezi idiler. Yaz tatilleri 45 gündü. Eğitim ve öğretimimiz sınıfta, işlikte, tarlada, bahçede   ve kütüphanede geçerdi. Her gün sabahleyin derslerden  ve uygulama çalışmalarından  önce etüt saatlerimiz olurdu. Öğretmenlerimiz anne, baba şefkatiyle bizleri kucaklar ve geleceğe olan umutlarımızı ideallerimizi artırırlardı.
Haftanın en az üç günü sabahları okul sahasında toplanıp, öğretmenimizin nezaretinde müzik-spor- milli oyun etkinliklerinde bulunur,  mevsim koşullarına göre yarım gün kültür dersleri, yarım gün uygulamalı ziraat, inşaat, demircilik, marangozluk, bahçe  ve tarla  işleriyle uğraşırdık. Bir marşımız vardı , o bizleri çok etkilemişti.
Eğitimcilerin özellikle Köy Enstitüsü’nde okuyanların yıllardır yüreklerinde unutamadıkları bir Köy Enstitüsü  sevgisi vardır. Yıllar sonra söyledikleri okul marşlarını bile unutmayıp  kaleme dökmüş Sayın Naci Aydınlı Hocamız.
ZİRAAT MARŞI
Sürer ,eker,biçeriz; güvenip ötesine
Milletin her kazancı, milletin kesesine.
Toplandık baş çifçinin Atatürk’ün sesine
Topraklar Savaş için ziraat cephesine
Biz ulusal varlığın temeliyiz köküyüz
Biz yurdun öz sahibi efendisi , köylüyüz.
İşte bu ülkü ve idealler bizlere bu mesleği çok sevdirdi. Meslek hayatımızda en büyük güç kaynağımız oldu…diye yazar Sayın Aydınlı.
Güftesi Behçet Kemal ÇAĞLAR tarafından yazılan ve Ahmet Adnan Saygun tarafından bestelenen bu marşı internetten kolayca meraklılar bulabilir.

İvriz Köy Enstitüsü’nü mezun olanlar anlatırken öve öve bitiremezlerdi.  Şimdi albay olan yeğenim Seyit Ahmet Küçük  2002 yılında, Ereğli’den evlendi, düğününe gittik. Öğretmen evinde kaldık, temiz, kurallarına göre işleyen ve kütüphanesi de olan bir mekândı.  Vaktimiz vardı, beni İvriz’e götürmelerin talep ettim, kabul ettiler. Kalktık gittik. Eğimli bir arazide bir bina yakınlarında da küçük birkaç evcik. Sonbahar olduğu için arazide otlar kurumuştu, aşağıda düz arazideki yeşillik canlılık yoktu, okul gidince hayat da durmuştu. Mezunları adına hayıflandım, üzüldüm, yapılacak bir şey kalmamıştı. Oradan yukarı suyun kaynağına çıktık, İvriz Kaya Kabartması’nı gördük, niceledik, kayanın dibindeki buz gibi sudan içtik ve döndük. Artık  Ereğli’yi Ereğli  yapan üç unsurdan biri olan İvriz Köy Enstitüsü ve Ereğli Dokuma Fabrikası  yoktu. Yalnız tarımda bereketi temsil eden Kaya Kabartması  kalmıştı, o da korumaya muhtaçtı.  İvriz İvriz dedikleri  eğitim yuvası olmuştu bir örene! Bu duygularla oradan ayrılmıştık. 
20.06.2017
Hasan ŞİMŞEK

 

NACİ AYDINLI’NIN ÖĞRETMENLİK YAŞAMI - 4

 

 

 



İbrahim Etlik, Zihni Akman, M. Adnana Göksu, Naci Aydınlı, Hüsnü Atıcı , en sağdaki gözlüklü beyefendiyi tanıyamadık.

Naci Aydınlı Hocamız, 1954 yılının Haziran döneminde İvriz Köy Enstitüsü’nden mezun olur ve Hadim İlçesi Korualan köyüne başöğretmen olarak atanır. Aynı yıl Hadim ilçesine İvriz mezunu atanan öğretmen sayısı yedi kişidir. Bu öğretmenler sık sık buluşarak sorunlarını, sevinçlerini,  ideallerini paylaşırlar.  Muhtar, eğitmen ve çocuk velilerinin okula bağlı olması, çalışma alanında onun için huzurlu ve başarılı bir yıldır. Hadim ilçemizde henüz elektrik yoktur. Oysaki Ermenek 1934 yılında elektriğe kavuşmuştu.
Naci Aydınlı Hocamız 1955 öğretim yılı sonunda,  Eğitim Enstitüsü sınavına girer ve Balıkesir Necati Bey Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü kazanır. O yıllar enstitü iki yıldır, okulu bitirince üç yıl önce mezun olduğu İvriz Öğretmen Okulu’na tayini çıkar. Bu çevreye hiç de yabancı değildir, burada altı yıllık bir öğrencilik hayatı vardır. Şimdi aynı yerde öğretmen olmanın keyfini yaşıyor, öğretmenleri ile aynı odada genç bir öğretmen olarak sohbet ediyor,  eski öğretmenleri ile eşit şartlarda eğitim konularını konuşup tartışıyorlar. “ Son sınıfta birlikte dört yıl öğrencilik yaptığı Niğdeli bir arkadaşı okutmak zorunda kaldım.”   Trajikomik  bir olayın canlı tanığıdır.
İvriz’de yıllar önce okuttuğu bir öğrencisiyle yıllar sonra karşılaşır, bu öğrenci Kamil Karataş’dır. Ermenek Ortaokulu’nda müdürlük yapmış. İvriz Öğretmen Okulu’nda bir yıl çalışan Aydınlı Hocamız, askere gider, askerlik dönüşü 1959 yılında Burdur’un Bucak İlçesi Ortaokul’na öğretmen olarak atanır. Şimdi olduğu gibi o yıllarda da Bucak halkı çok hareketli idiler Herkesin bir işi vardı. Özellikle sanayi ve ticaret alanında sürekli çevrelerine ve Antalya’ya hizmet veriyorlar.
Eşim Gülper ve ailesiyle Bucak’ta tanıştım. Kayınpederim Ziraat Bankası Müdür Yardımcısı idi. Aslen Afyon Emirdağlılar. Naci Bey Hocamız Bucak’ta evlenir ve 1961 yılında ilk çocuğu olan Mesut, Bucak doğumludur. ( Mesut Bey, Türk Silahlı Kuvvetlerinde çalışmış ve albay rütbesi ile emekli olmuş, şerefli bir Türk subayıdır.)
Aydınlı Hocamız, rahmetli babasının yönlendirmesiyle ve kendi isteğiyle Ermenek Ortaokulu’na atanır. Temmuz 1962 de göreve başlar, müdürleri hepimizin bildiği tanıdığı M. Adnan Göksu’dur. Okulda iki tane kadrolu öğretmen varmış, biri Meliha Berk ( geçen yıl rahmetli oldu bkz. www.hasansimsek.com.tr )  diğeri  Halil Cengiz’dir. Halil Cengiz’in de rahmetli olduğunu bu yazı serisinin ilk bölümünde ayrıntılı olarak anlatmıştık.
Naci Bey, Ermenek’e atanınca Müdür Yardımcılığı görevini üstlenir.Yavaş yavaş öğretmen sayısı artar, Oya Doğru, Ünal Öztaş, Salih Balaban, Yüksel Üstündağ, Hulusi  Ergin, Mübeccel Sezer, Zihni Akman,…” Lise  açılmadan önce  Ermenek Ortaokulu’nda dokuz öğretmen kadrosu olduğunu yazar. Bizim dönemdeki arkadaşlar, Adnan Göksu, Halil Cengiz, Meliha  Berk, Ünal Öztaş, Naci Aydınlı’da okudular.
Benim Hocamızla karşılaşmam 1962-1963 eğitim öğretim yılıdır. Tertipli, düzenli, disiplinli tatlı sert bir hocadır. Sınıf mümessiliyim (temsilci) ,idareye sınıf defterini teslim etmeye gitmiştim, bir mevzudan kâğıt sözcüğü konu oldu, hatalı telaffuz ettiğim söylediler, uyardılar “kâğıt “ dememi talep ettiler, defalarca yine “kâğıt “ sözcüğün doğru olarak telaffuz edemedim. Rahmetli Hüsnü Atıcı Bey  bu olayı yakından izliyor ve sıcak tebessümlü gülecen yüzü ile   bana destek vermeye çalışıyordu.  Çok uğraştılar ama kelimeyi doğru olarak telaffuz edemediğim    için bana hiç de iyi olmayan  bir temennide bulundular: DİLİNİ EŞEK ARISISOKSUN! “ diyerek olayı sonlandırdılar. Psikolojim bozulmadı, aksine bu temenni beni olumlu yönde etkiledi.  Yıllar sonra yazı yazmaya başladığımda, başucu kitabı olarak bir Türkçe sözlüğüm ve yazım kılavuzum oldu. Kelimeleri doğru söyleyip doğru yazmaya özen gösterdim ve öğrencilerime de öyle tavsiyem oldu. Ama günümüzde kâğıttan ticaret yapıp ekmek yiyen insanlar “kâğıt “ sözcüğünü “ kağıt “ olarak yazmayı tercih ederken, ben doğrusunu yazmanın gururunu yaşıyorum. Bu tür eleştiriler beni “dil bilgisi  “ kitabı yazmaya kadar götürdü. İstanbul’da en duyarlı velilerin ( Bakırköy, Beşiktaş, Şişli, Kadıköy ilçeleri ) bulunduğu ilçelerde peynir ekmek gibi kitaplarım satıldı ve ekonomik yönden sınıf atlamamı sağladı.
Yine bir defasında sınıf defteri teslim etmeye gittiğimde yazılıdan kaç beklediğimi sordu, on üzerinden yedi veya sekiz dedim. Bana sen zaten “AŞAĞI ÇEŞMEDEN HİÇ SU İÇMEZSİN” dedi. İşte Sayın Naci Aydınlı Hocamızla zaman zaman böyle diyalogum da olurdu.
Sayın Aydınlı “ Görevimiz sadece okulda eğitim ve öğretim değil, bir de köy ve kasabalardan gelen öğrencilerin kaldıkları,  okula bağlı bir öğrenci pansiyonu  da vardı. Buranın yönetimi de okul idaresine aitti.  Milletin yatırımıyla kıt kanaat toplanan paralarla yapılan bu pansiyonda ben de kaldım, sonradan öğrendim ki Askerli Şubesi’ne devredilmiş, üzüldüm. Yapılacak bir şey yoktu.
Aydınlı Hocamız,  “Ayrıca köylerden gelip kirada yalnız veya birlikte kalan öğrencilerle de ilgilenmek zorundaydık. “ diyerek   bir anlamda eğitim öğretim adına sosyal sorumluluklarını da okuyuculara hatırlatıyordu.  Ben bu yazı serisini hazırlarken facebook’tan arkadaşlarıma da duyurdum. Halit ATASOY, Sayın Aydınlı Yurt Müdürlüğü de yaptığı dönmede, şöyle bir anısını paylaşır:

Mütalaadan kaçıp sinemaya gidenleri ertesi günü tahtanın önüne çıkarıp ‘Ben size ne diyeyim şimdi, Atatürk “Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir.” demiş ama sizi film anlamışsınız diyerek yarı espri  yarı uyarı  tatlı sert bizleri azarlardı.
20.06.2017
Hasan ŞİMŞEK

 

NACİ AYDINLI HOCAMIZIN ERMENEK DEĞERLENDİRMESİ -5

 

 

 


“ Ermenek yaklaşık tarihi 3000 yıllık bir bölgenin  ve coğrafi  Taşeli’nin  merkezi ve başkentlik de yapmış antik bir kent.  Ama maişet  ve geçimi sağlamak  çok zor. Bu gün de böyle iğneyle kuyu  kazar gibi geçimi sağlamak gerek. Bunun tek çaresi okumaktır. İşte bu düşünce ile yöreyi tanıdığımız için Ermenek kökenli olmayan  arkadaşları  bu konuda bilgilendirerek, bölgenin okuyan çocuklarını  en iyi şekilde  yetiştirmek  ve istikballerini kazanmaları için elimizden geldiğince birlikte çalıştık ve mutlu olduk.
Bu birlikteliğin sonunda meslek hayatımın en mutlu,  en başarılı dönemini memleketimde yaşadım ve yaşamaktayım. Bunun en güzel örneğini Ermenek’te lise açılmadan önceki dönemde mezun olan 34 öğrencimiz Akşehir Öğretmen Okulu, aynı yıl 13 öğrencimiz  de Konya Kız Öğretmen Okulu sınavını  kazandılar.
Ben öğrencisi olarak eklemek istiyorum: Polis Kolejini  ben Hasan Şimşek, Hüseyin Ören, Şevki Darçın, Mehmet Özcan,.. “  gibi öğrenciler kazandı,  ben İzmir’de amelelik yaparken sözlü sınavı için gelen   çağırıya zamanında yanıt veremediğimden haklarımı kaybettim. Ama adı geçen üç arkadaş çeşitli kademelerden geçerek Emniyet Müdürlüğüne kadar yükseldiler. Şüphesiz  lise ve benzeri okullarda okuyan arkadaşlarımız da okudular yükseldiler. Bizim dönemde Ermenek Ortaokulu’nda son sınıfta yaklaşık  150 öğrenci vardı. Hepsi bir şekilde kimi kolay kimi tırmanarak bir yerlere geldi. Haziranda 4 kişi mezun olmuştuk, bunlar: Sinan Çelebi, Hasan Şimşek, Selahattin  Baysal, dördüncüyü hatırlayamıyorum.  Sinan İstanbul Gelir Müdürü sıfatı ile emekli oldu, Selahattin Baysal, Orman Mühendisi oldu, bilahare istifa ederek özel sektörde iş adamı olarak çalışıyor. Ben de öğretmenlikten emekli olarak, özel sektörde iş tutarak ve yayıncı  yazar olarak yaşama şimdilik devam ediyorum. İki orta öğretim, iki yüksek öğretim diplomasına sahibim. En son bitirdiğim okuldan  1987 yılında “Gazetecilik ve Halkla  İlişkiler Uzmanı” olarak  İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’ nden yüksek lisans diplomasını aldım. Danışman hocam doktoraya devam dedi, kitap yazmaya başladığım için gitmedim, şimdi kesin profesör unvanım olurdu, pişman değilim. Kitaplarımla Türkiye’ye hocalık yapmakla çok mutlu olduğumu ve para da kazandığımı   bu vesile ile  ifade etmeliyim.
Hocam Naci Aydınlı’nın öğrenci başarılarını “ Belli bir kadronun bilinçli ve özverili şekilde çalışmasıyla gerçekleştiğini ,  o zamanki öğretmen kadrosu ile şu paydada buluşuyorduk Bu okul fırınından, çiğ, pişmemiş ekmek çıkarmayacaktık. Ekmek toplumun midesini hasta etmeyecekti… Öğrencilerde başarıya ulaşmak için  bu anlayışla eğitim öğretim yapıyorlardı.
 
EĞİTİM ÖĞRETİME SİYASETİN GİRMESİ
 
Lise açıldıktan sonra çeşitli açılım ve yönlenmeler olur.  Tayinler atamalar, zorlamalar. Çözülmeler oldu.  Aydınlı hocamız da  Güneyyurt Ortaokuluna atanır.  Bir yıl çalıştıktan sonra . İstek dışı tekrar atamam yapılır, Adana Düziçi Lisesi’ne.  Kasım 1976 tarihinde Ermenek’ten ayrılır.
İşte siyaset, en değerli hocalardan en önemli yerlerde çok iyi verim alacağı yerde, hallaç pamuğu gibi sağa sola kışta kıyamette dağıtır. Bu ülke yönetimine bütün kötülükler, siyasiler tarafından yapılmış, nerde haksız bir atama var, liyakatsiz adamlar oraya getirilmiş arkasında siyasetçiler var. Adamalar kanun, nizam dinlemezler özellikle eğitim öğretim sınıfındaki atamalarda ülkemizde çok büyük haksız hukuksuz atamalar geçmişte yaşandı. AYDINLI Hocamız da bu mağdurlardan biridir. 

Aydınlı Hocamız meslekteki yaşam sürecine şöyle devam eder “ Ermenek’ten ayrıldığımda oğlum Mesut, ortaokulu yeni bitirmişti, Oğlum Melih  ortaokul son sınıf öğrencisi, kızım Meltem de henüz dört yaşında idi. Düziçi güzel bir yerdi çevremizle kısa sürede kucaklaştık. Ama üç çocuğum okutmak yetiştirmek zorundaydım. Danıştay’a  başvurdum, davayı kazndım1977 yılında Ermenek’e atamam yapıldı kabul etmedim, Konya merkeze naklimi istedim. İyi ki şansım varmış 1977 yılı sonunda Konya Merkez Dumlupınar Lisesi’ne atamam yapıldı, işlemler pek kolay olmadı. Aralıksız emekli oluncaya kadar aynı okulda çalıştım. Çocuklarımı okuttum.17 Nisan 1995 tarihinde emekli oldum. 
20.06.2017
Hasan ŞİMŞEK
 

 

NACİ AYDINLI KİMDİR - 6 -

 

 

 

 
NACİ AYDINLI HOCAMIZIN EMEKLİLİK YILLARI
Naci Aydınlı Hocamız Antalya’yı daha önce tanıyıp bilmesi, kızı Meltem’in Akdeniz Üniversitesi Kimya Bölümü’nde Araştırma görevlisi olması  gibi nedenlerle Konya’dan Antalya’ya taşınırlar ve yerleşmek için bir ev satın alırlar.
Sonuç olarak aradan yıllar geçti, oğlu Mesut emekli Topçu Albay Ankara’da; oğlu Melih Orman Mühendisi Çevre ve Orman Bakanlığı’nda çalışıyor. Kızı Meltem de  Afyon Kocatepe Üniversitesi Mühendislik  Fakültesi Kimya Bölümü Başkanı, doçent, kadrosu gelince profesör olacak.
Torunlarından bahsederken,
“ Dört torunum var: Mesut’un bir oğlu var, Naci Denizhan TOP Üniversitesi  Elektrik, Elektronik, Bilgisayar Bölümü son sınıf öğrencisi. Orman Mühendisi Olan Melih’in ise Berna ve Zeynep  adında  iki kızı var. Kızı Meltem’in ise Melis adında   bir kızı var. Çok şükür çocuklarımız okuyup istikballerini sağladılar. Torunlarımız da okumaktalar.” diyerek hâline şükreder.
2016 yılında eşi ile birlikte Hacca gidip gelmişler. Mutlu ve huzurlular. “Alalh cümlemizi mutlu ve huzurlu etsin. Ben ve eşim de Antalya-Afyon-Ankara arasında 3 A’da çocuklarımızla birlikte olabilmek  için dolaşıp duruyoruz.
“Sonuç olarak öğretmenlik mesleğinde, askerlik dahil 39 yıl çalışmış. Mesleğini güzel ve faydalı buluyor. Dünyaya yeniden gelme şansım olsa yine öğretmenlik mesleğini seçerdim. Geriye dönüp baktığımızda çalışma kadromuzla emek verdiğimiz bütün öğrencilerimiz istikballerini kazandılar. Emekli olduktan sonra bunu daha iyi anladım.
Belleğimde bütün öğrencilerimizin hepsinin ayrı yeri var. Öğrencilerimizden aldığımız verim bilinçli, disiplinli  bir kadronun çalışmasının ürünüdür. “ derken öğrencilerinin başarılarını kendisinin olduğu kadar, diğer mesai arkadaşlarının da payı olduğunu vurgulayarak, başarıda da  paylaşımcı bir kişilik yapısında olduğunu vurgular. Yıllar sonra karşılaştığımız bazı öğrencilerim, bana şunu söylediler. “Öğretmenim,   biz okurken sizi çok seviyorduk. Sıkı ve disiplinli idiniz. Haksızlık etmediniz. Ama hayata atıldıktan sonra bizim yetişmemizde annemiz ve babamızdan sonra en çok emeği geçenlerden biri olduğunuz  için sizi daha çok seviyoruz.”diyeceklerdir.
Kıymetli öğrencilerimin bu sözleri beni çok etkiledi. Mutlu oldum, çünkü görevimi yapmış olmanın mutluluğunu yaşadım ve hâlâ yaşıyorum.
NACİ AYDINLI ÖĞRETMENİMİZİN BELLEĞİNDE KALAN ÖĞRENCİ İSİMLERİ
Aklıma gelen öğrencilerimin adlarını yazmaya çalışacağım. Elbette başta mesleki çalışması ile  kalemi ile gurur duyduğumu Hasan Şimşek ilk sırda yer alıyor ve alacak. İsmini unuttuklarım varsa sakın alınmasınlar.
KIZ  öğrencilerimiz: Cihan Sönmez, Hasibe  Karaelma, Gülşen Görgülü, Sevgi Yaldız, Nazan Yaldız, Şükran Güney, Emine Güney, Ülkü Özmen, Feray Atalık, Sabahat  Can, Yaşar Dökmeci, Muazzez Bayındır, Leman Örnek, Gülgün Küçüksu, Hilal Baylav, Nurhan Keskin, Nesrin Aslan, Fatma Evren, Zehra Çetin, Aynur Yılmaz.Şenay Torcu, Semra Karamanoğlu, Aysel Livatyalı, Demet Oran
ERKEK Öğrencilerimiz: Tevfik Bardakçı, Mustafa Okuroğlu, Salim Cöhce, Hasip Pektaş, Hakkı Polat, Ali Yıldırım, Basri Aksoy,İbrahim Zengin, Sinan Çelebi, Mustafa Çetin,Ali İhsan Sayıcı, İbrahim Baylav, Lütfi Servi, Nuri Karamanlı, Halit Atasoy,  Mehmet Çiçek,  Ali Dökmeci, Alaeddin Parmaksız,Alaeddin Atalık, Mehmet Atay, Talat Seyhan, Mehmet Aydoğdu, Necati Akpınar, Hakan Yüzbaşıoğlu, Halûk Yüzbaşıoğlu, Nurettin Ünsal, Nevzat Ünsal, Kemal Gültekin,,Ahmet Arpacı, Raci Yılmaz, Mehmet Altunay,Kamil Sönmez,  Naci Sözen, Fikret Abitağaoğlu,  Hüsamettin  Dökmeci, Niyazi Bulduk, Nuri Güzveli, Sadık Haranioğlu, Mehmet Haranioğlu, Mehmet Emin Öztaş, Tevfik Yavuzer, Kadir Sinoplu, Şevket Say, Hüseyin Ören, Fehmi Özkan, Kazım Yazar,  Hasan Altınışık, Nejat Ozkan, Mustafa Uğur,Abdullah Dikici, Mehmet Toprak, Süleyman Berberoğlu,, Kamil Karataş, Ahmet Kocaman, Nuri Yaldız, Hasan Kömürcü, Şifa Yılmaz, Naci Erikoğlu, Mustfa  Erikoğlu, Sabahattin Aldemir, Hüseyin İleri,   Mustafa Şenol, Mustafa Aydın, Fehmi ( Öksüz ) Enginalp, Şevki Darçın, Mehmet Özcan, Cevdet Akın Selami Arı,  Sait Saçlı, Halis Göksel, Mehmet Kavuncu, Mehmet Alptekin, Süleyman Küçük, Salim Sakarya, Halis Gürdal, Mehmet Gürdal,  Nejat Aras, Abidin Soranlar,  Fuat Özdin, Mustafa Güney , Hasan Şahin, Hasan Kalan  Ahmet Tartıcı,  Hidayet Etlik, Selahattin Baysal,  Fehmi Ünal, Kamil Ulusan,  Nazım Köprülü,  Nuri Servi, Adil Ceylan.  Sizi de Adil’i de çok seviyorum. Hepimiz unutulacağız. Sizler kaleminizle unutulmayacaksınız dese de. Yukarıda adları geçen arkadaşlarımız kendi meslek dallarında ve sosyal sorumluluk projelerindeki alanlarında çok başarılar elde etmiş örnek gösterilecek  arkadaşlarımızdır. Tabi ki değerli öğretmenimiz Sayın Aydınlı’nın öğrencilerinin başarılarını izlemesi  ve takip etmesi mümkün değildir. Ben bile bu arkadaşların bazılarını tanımadığım hâlde facebook’ta arkadaşlarım olduğundan çoğunun adını anımsadım.
Naci Aydınlı Hocamız  Ermenek Ortaokulu’nda 1962’den lise açılıncaya kadar ki dönmede Ermenek’te çok verimli çalışmalar yapar, istem dışı bilahare Güneyyurt’ta , 1976 yılında ise  dönemin olumsuz,istikrarsız ,ideolojik  bakış şartları gereği Adana Düziçi Lisesi’ne gönderilir.  Danıştay kararı ile ermenek7teki eski görevine verilse de o Konya’yı tercih eder.
Yukarıda yazdık istikrar olunca, öğretmenler yerlerinde rahat bırakılınca verim almanın doruklara çıkacağının ispatıdır yukarıdaki isimler.

Değerli öğretmenimiz Naci Aydınlı’ya ailesiyle, çocukları ve torunlarıyla birlikte bundan sonraki yaşamında sağlık ve mutluluklar dileriz. 
12 Haziran 2017. Hasan ŞİMŞEK

 

NACİ AYDINLI KİMDİR? - 1

 

 

 



Gençler onu tanımaz,
O tertipli, düzenli, iyi giyimli biraz da havalı  bir öğretmen!
Şimdilerde Antalya’da yaşıyor.
Ermenek Ortaokulu’nda öğretmenimiz olan Sayın Naci Aydınlı, tarih dersinde,  konuları anlattıkça biz de orduyla sefere çıkar gibi olayları yaşar ve heyecanlanırdık. Öyle günümüzde, çocuklarımıza doğru dürüst tarihimizi okutmadılar söylemlerinin aksine, tarih derslerini o anlattığında hücrelerimize kadar konular işlenirdi. Naci Aydınlı öğretmenimiz bize tarih dersini sevdirdi,  öğretti, yaşattı ve hayal dünyamızı zenginleştirdi.
Naci Aydınlı Ermenek Ortaokulu’ndan hocamızdı demiştik, özledim aradım, sordum soruşturdum albay rütbesine kadar yükselmiş bir oğlu olduğunu öğrendim. Şimdi hatırlayamadığımı bir arkadaşımız kanalı ile oğlu Emekli Topçu  Albay Mesut Aydınlı’dan telefon numarasını aldım, zaman zaman da hocamızla görüşüyordum. Bu bağlantının sonucu olacak ki dün 24 Mayıs 2017 tarihinde öğleden sonra tramvayda  Zeytinburnu-Ataköy arası  yolculuk yaparken tanımadığım bir telefonla arandım, karışımdaki ses Naci Aydınlı’nın sesi idi. Her zamanki kibar ve resmi tavrıyla konuşmamıza başladık, Zeytinburnu aktarma istasyonunda durakta indim ve durdum, uzun bir muhabbet ettik, 1960’lı yılların Ermenek’ine döndük.  Devre arkadaşlarımızdan kimlerle görüşüp konuştuğumuzu sordu, Ahmet ve Nurhan Esin’den, Sinan Çelebi’den Arif Ertekin’den, Hasgül Hoca’mızdan bahsettim. Hepsine selam gönderdi, mutlu oldu.  Afyon’da olduğunu söyledi, orada kızı varmış Kocatepe Üniversitesi’nde kimya doçenti olarak çalışıyormuş. Naci Aydınlı Bey eşi ile birlikte, yılın belirli aylarında Afyon’da torunları ile yaşıyor, öteden beri yılın yarısını da Antalya’da yaşayarak yaşamını sürdürdüğünü biliyoruz. Hep kendisini uzaktan takip ettik, facebookta  toplu fotoğraflarla kendilerini anımsadık. Antalya’da Naci Küçüksu, Haydar Gültekin, Halis Gürdal ve hatırlayamadığım diğer Ermenekli dostlarla eski anıları hatırlayarak yaşadıklarını zaman zaman sosyal medyadaki paylaşımlardan görüyor ve anlıyoruz. Bir ara sohbetimiz sırasında, 1963 mezunlarının hocalarının Naci Bey’den başkasını kaybettiğimizi  söyleyecek oldum ve Halil Cengiz’den bir haber alamadığımızı söylediğimde, Hukuku bitirdiğini ve Isparta’da avukatlık yaptığını söyledi, biraz şaşırmakla birlikte sevindim. O, beni  öğrencisi olmaktan daha çok bir ağırlıkta seven bir öğretmenimizdi.
Sayın Aydınlı ile konuşmam bittikten bir gün sonra, internetten Isparta Barosu kayıtlarına baktım, bir sürpriz yaparak anıları tazeleyelim diye hayal ederken,  Baroyu aradım, adını verdim, telefona çıkan ilgili görevli üç yıl önce vefat ettiğini söyledi. Hayalimin üzerine çöktüm kaldım, sürprizi yaşayamadık. Çok, ama  çok üzüldüm, Allah’ın rahmeti üzerine olsun.
Ermenek Orta Okulu öğretmenleri başta müdürümüz Adnan Göksu, Ünal Öztaş, Halil Cengiz, Mehmet Sönmez, Naci Köprülü,  Emin Alper, geçen yıl kaybettiğimiz   Meliha Berk, kardeşi Operatör Dr. Tevfik Fikret Berk  hakkın rahmetine kavuştular. Şüphesiz o zaman çok genç olan ve şimdilerde İstanbul’da yaşayan Hasgül Atalık Hanımefendi  ile Afyon’da yaşayan  Naci Aydınlı  hocalarımıza Allah uzun ömürler versin, sağ ve hayattalar.


1963 mezunlarına büyük emek veren hocalarımızı rahmetle anarken, sağ olanlara Allah’tan sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum. Bu yazı bir giriş oldu, gelecek sayılarda  Naci  Aydınlı hocamızı hatırlatmaya, ve bilmeyenlere tanıtmaya  devam edeceğiz.
30 Mayıs 2017. Hasan ŞİMŞEK



Mustafa Baysall Naci Beyin öğrencisi olmaya yetişemedim.Ancak , sonraki yıllarda Naci Beyin efsanevi bir öğretmen olarak duydum. Geçen yıl bir bayram ziyareti sırasında Dayım Haydar Gültekin'in evinde tanıştım. Naci Beyin öğrencisi olmaya yetişememiş olmama hayıflandım.

BeğenDaha fazla ifade göster
  · Yanıtla ·  
1
   · 5 saat
Kaldır
Ebubekir Şahin
Ebubekir Şahin Allah uzun ömür nasip etsin, kendisinin öğrencisi olmaktan gurur duyduğum elleri öpülesi çok değerli bir öğretmen, siz zaten çok güzel anlatmışsınız

BeğenDaha fazla ifade göster
  · Yanıtla · 4 saat
Kaldır
Mehmet Kaysılı
Mehmet Kaysılı Sevgili Hasan Bey; Naci öğretmenim 1962 yılında Ermenek'e gelince ilk öğrencileri biz olduk. 3 yıl Türkçe öğretmenim oldu.Güzel dilimizin tüm kurallarını bize Halil Cengiz öğretmenimle ikisi öğretti. O yılların diğer altın öğretmenleri Adnan Göksu, Me...Daha Fazlasını Gör

BeğenDaha fazla ifade göster
  · Yanıtla ·  
1
   · 3 saat
Kaldır
Ahmet Esin
Ahmet Esin Halil Cengiz hocamıza Allah'tan rahmet, Naci Aydınlı hocamıza sağlıklı uzun ömürler diliyoruz.

BeğenDaha fazla ifade göster
  · Yanıtla · 3 saat
Kaldır
TC Mustafa Özmen
TC Mustafa Özmen Naci Aydınlı hocam benim Türkçe-Edebiyat öğretmeni olma yolunda 1968- 69 yıllarında ilk meşaleyi yakan hocamızdı.!975 yılında o zamanın siyasi ortamında bazı tatsız olaylar yaşanmış olsa da ''Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum'' anlayışından hareketle Türkçe öğretmenim Naci Aydınlı hocamın ellerinden öpüyor,sağlıklı uzun ömürler diliyor,en içten saygılarımı sunuyorum.

BeğenDaha fazla ifade göster
  · Yanıtla ·  
1
   · 2 saat · Düzenlendi
Kaldır
Kerim Özmen
Kerim Özmen 1970- 1973 yillarinda benimde türkce ve gramatik dersi ögretmenimdi. Köylü cocuklarina ayrica bir deger verir, nasihat ederdi. Okuyunda buradan öteye kendinizi atin derdi. Aslen nereli oldugunu bilmiyorum ama, sanki bir ermenekli gibi konusuyordu. Naci...Daha Fazlasını Gör

BeğenDaha fazla ifade göster
  · Yanıtla · 1 saat · Düzenlendi
Kaldır
TC Mustafa Özmen
TC Mustafa Özmen Yakup Topal,Mübeccel Gür(Sezer)Adnan Göksu, Ünal Öztaş, Salih Balaban,Fazlı Aktaş, Değerli öğretmenlerimizden birkaçı...

BeğenDaha fazla ifade göster
  · Yanıtla · 1 saat
Kaldır
Hasan Simsek
Hasan Simsek Kerim Bey arkadaşım Yakup Topal Kışla köyündendir. Sonradan Ermenek ilçe milil eğitim müdürü olmuştur. Ben köyden babamla kayıt için okula geldiğimde onlar kayıt yaptıramamış bahçeden geri dönüp gidiyorlardı. Ne olduğunu önceden biz bilimiyorduk. Yahya Bayar Bey'e biz kayıt için gettiğimizde okula almadı. Rahmetli babam bilinçili bir mantık yürüttü ve beni okula almaya karar verdi, o sırda bana dedi ki git önceki çocuğu da çağır gel dedi, Bahçeye çıkarak koşarak yanlarına yetiştim ve okula getirdim. ve okula kaydını sağlamış olduk.

BeğenDaha fazla ifade göster
  · Yanıtla · 47 dk.
Kaldır
Ermenek Haber

Yanıt yaz...
 
 
 
 
 
 
  
 
 

Ahmet Berberoğlu
Ahmet Berberoğlu 12-13 yaşlarında ilkokulu bitirip ortaokul 1. sınıfta derse başladığımızda bir öğretmenim "arkadaşlar" diye hitap etmişti sınıfa. kendimi sanki büyümüş gördüm. ilk defa çocuk denmedi bana. Bunu hissettiren Naci hocamızdı. Allah uzun ömür versin. Her zaman saygı ile anarız...

 

HURŞİT AKPINAR

  • Yazdır
  • E-posta
Detaylar
Kategori: Kim Kimdir?
Yayın tarihi: Pazar, 26 Kasım 2017 18:29
Yazar: hasan-simsek
Gösterim: 4391

NAMI DEĞER HURŞİT AĞA...

 
 
TAŞELİ YÖRESİNİN AĞASI HURŞİT AKPINAR, NAMI DEĞER HURŞİT AĞA KONYA TIP FAKÜLTESİNDE TEDAVİ OLUYOR!
 
Damadı, önceki Ermenek Belediye Başkanı Necati Akpınar’dan öğrendiğimize göre, Hurşit Akpınar 10 Kasım 2017 tarihinden beri Konya-Meram Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yoğun bakımda yatıyor.
 
Hemşehrilerimizden Meram Tıp Fakültesi hocalarından,  Prof. Dr. Mehmet Erikoğlu, Prof Dr. Hakkı Polat, Prof. Dr. Sema Tuncer ve diğer sağlık görevlisi insanlarımız ilgilerini eksik etmiyorlar.  Hurşit Ağa’nın sağlığına kavuşması için herkes elinden geleni yapıyor.
 
Taşeli Yöresinin Hurşit Ağasını Tanıyalım:
 
Hurşit AKPINAR, 1924 doğumlu olsa da gerçek yaşının 95 ve 96 yaşında olduğu tahmin ediliyor. Aşağıdaki yazı dizisi, yıllar önce Taşeli Yöresi Eğitim Seçkinleri adı altında yaptığım söyleşi ile Hurşit Akpınar Bey’i bir daha bilenler hatırlayacak bilmeyen ve okumayanlar da öğrenmiş olacaklar!
 

Biz Hurşit Akpınar Bey’e acil şifalar dilerken, sizler de bu vesile ile onun alicenaplığını ve ağalığının nereden geldiğini öğrenmiş olacaksınız.
 
 

HURŞİT AKPINAR (1)

 
 
 
 
Taşeli'nin Hurşit Ağası
Türk Dil Bayramı etkinlikleri çerçevesinde geldiğim Ermenek'te Sayın Hurşit Akpınar ile geçmişte yapılması gereken bir söyleşiyi yapmaya gittim. Daha önce, eğitim seçkinlerimizden Ahmet Keleşoğlu'nu, Hakkı Polat'ı ve Galip Sumra'yı yazmıştım.
 
İleriki bir zamanda da Hurşit Akpınar ile Ahmet Kalan'ı yazacağımı söylemiştim. Şimdi doğal olarak Nadir Bey'i ve Mehmet Çakır'da yazmak borç oldu. Ben bu hayırsever hemşehrilerime “eğitim gönüllüsü” demiyor, “eğitim seçkinleri” diyorum. Çünkü çarşıdan pazardan bir okul öğrencisine yapılan her tür ve seviyedeki yardımı yapan bana göre “ eğitim gönüllüsü “ kapsamına girer. 
 
Örneğin marketten beş düzine kalem, ya da bir kitapçıdan 50-100 liralık kitap alıp bir okula götürmek ve çocukların ihtiyaçlarına sunmak bir gönül, bir sevgi işidir. Oysa okul yaptırmak ve bunu proje aşamasından bitim aşamasına kadar takip etmek ve sonuçlandırmak çok zahmetli ve maddi külfeti ağır olan bir iştir. Bu nedenle okul yaptıran hayırsever hemşehrilerimize ben “eğitim seçkinleri” diyorum.
 
Hurşit Akpınar'ı nasıl tanıdım?
 
1964'ten beri İstanbul'dayım. Köyüm Büyükkarapınar'a ve Ermenek'e 2002 yılına kadar pek nadir giderdim. Ama köyüm ve Ermenek ile olan bağımı hiç koparmadım. Ta ortaokul yıllarından beri tanıdığım ve Keskin Han'ın yöneticisi olan İlhan Gür'e Ermenek Gazetesi'nde kendinden sık sık bahsedilen Hurşit Akpınar'ı kastederek bir gün şu soruyu sordum:
 
- Kim bu Hurşit Akpınar! dedim. Bana Hurşit Akpınar'ı şöyle anlattı: 1977 yılında, rahmetli Bülent Ecevit'in Hükûmet olduğu yıllarda madenler devletleştirilir. Hurşit Akpınar, işletmiş olduğu ocakları öfkeye kapılarak, yakarak yıkarak değil bir devir teslim kuralına göre işletmeye açık olarak devlete teslim eder. Hatta işçilerin yattıkları yatakları bile bırakır, gider.
 
Bu olayı Hurşit Ağa'ya anlattıktan sonra olayın doğruluğunu soruyorum. Aynen böyle oldu der. Devir değişir ve devlet maden ocaklarını işletme haklarını elinde bulunduran eski sahiplerine iade ederken, Hurşit Akpınar da önceden işletmiş olduğu maden (linyit ) ocaklarını çalışır vaziyette devletten teslim alır ve madenciliğe bir adım önde yeniden başlar.
 

İşte Sayın İlhan Gür'ün bu anlatımı ile gıyaben tanıdım Hurşit Akpınar'ı. İçimde ona karşı bir sıcaklık doğdu. Okul yaptıran ve yöremize güzel hayır işleri yapan diğer insanlarımız gibi onu da yazmak içimden çok önceden geldi ama bugüne kadar pek bir fırsat olmadı. Şimdi böyle bir girişten sonra Taşeli Yöresinin Hurşit Ağa'sını hep birlikte yakından tanıyalım:
 
 

HURŞİT AKPINAR (2)

 
 
 
 
TAŞELİ'NİN HURŞİT AĞASI
 
Taşeli'nde, Konya'da, Mersin'de “Hurşit Ağa “ kimliği ile tanınan, sevilen, sayılan Hurşit Akpınar kimdir?
Resmi adı Hurşit Akpınar olan ve halk tarafından Hurşit Ağa olarak seslendirilen zatı muhterem nüfusa göre 1927, kendi ifadesine göre 1924 yılında Güneyyurt ( Gargara'nın )'un Oda Mahallesi'nde doğar. Hacı Abdullah Efendi'nin torunu Ahmet Efendi'nin oğludur. Annesi Şerife Hanım Ermenekli Hurşit Çavuş'un kızıdır. Diyeceksiniz ki ulaşımın zor olduğu ve erkeklerin hanım yüzü görmede oldukça zor olduğu bir anlamda yaşadığımız o dönemin mutaassıp dünyasında Güneyyurtlu Ahmet Efendi Şerife Hanımı nasıl bulur? Nasıl tanışır? Anlatalım:
Hurşit Akpınar'ın babası Ahmet Efendi, Güneyyurt'ta okul olmadığından okumak için Ermenek'e gider. O zaman yani Cumhuriyetten önce Ermenek'te bugünkü ortaokul ayarında rüştiye mektebi vardır. Ahmet Efendi Rüştiye Mektebi'nde okurken Hurşit Çavuş’un evinde kalır. Ahmet Efendi'nin öğrencilik yılları bitince köyüne döner. Döner ama önceden tanıyıp sevdiği Hurşit Çavuş'un kızı Şerife Hanım ile evlenir. Şerife Hanım Ermenek'ten Güneyyurt'a gelin gider.
Ahmet Efendi’den Şerife Hanım’ın beş çocuğu olur,  Bu çocuklar büyükten küçüğe doğru Fehmi (rahmetli), Rukiye (rahmetli) Ali (Güneyyurt'ta on yıl belediye başkanlığı yapmış, şimdiki Ermenek Belediye Başkanımız Necati Akpınar'ın babası rahmetli olur.) Hurşit, (Bu yazıya konu olan kişi ), Feride (Spordan sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü'nün annesi sağ), yazımıza konu olan Hurşit Akpınar, ailenin dördüncü çocuğudur.

Hurşit Akpınar bir Cumhuriyet çocuğudur. Onun okula başlama çağı 1930-1931 yıllarıdır. Henüz harf inkılabı (Kasım 1928 ) yani yeni yazıya geçişin ikinci ya da üçüncü yıllarıdır. Eğitim ve öğretim çalışmaları henüz yerli yerine oturmuş değil, ama ülke genelinde büyük bir eğitim seferberliği var. Yeni yazı ile okullarda eğitim ve öğretim yaptıracak öğretmen sayısı da yok denecek kadar az. Henüz Kurtuluş Savaşı'ndan çıkalı birkaç yıl olmuş. Yokluk imkânsızlık, mahrumiyet diz boyu. Küçük Hurşit okul çağına girdiğinde çok önemli bir şey daha yaşanıyor bütün dünyada. Günümüzdekilerden çok daha büyük ekonomik kriz. Tüm ülkeleri etkilediği gibi Türkiye'yi de derinden etkiler. 1929 ekonomik krizi olarak dün-ya tarihine geçen bir kriz, yokluk ve yoksulluk dönemi Hurşit Akpınar'ın okula başlayacağı yıllarda her ailede olduğu gibi onlarda da yaşanır. O fazla okuyamaz. İlkokulu bitirince marangoz ustası olan ağabeyi Ali Usta'nın yanında marangozluk çıraklığına başlar. Ağa-beyi Ali Usta da marangozluğu Ermenek'te iyi bir marangoz olan Süleyman Evci'den öğrenir. Hurşit Akpınar askere gidinceye kadar ağabeyinin yanında çalışır. 1946'da amcası Mustafa Özkan'ın kızı Kübra Hanım ile evlenir. Askerliğini üç yıl süre ile Balıkesir'de yapar. Askerlik dönüşü marangozluk yapmaya devam eder. Hurşit Akpınar'ın Kübra Hanım'dan Rıfat, Zekiye, Latife, Mustafa, Ahmet ve Ayşe adında altı çocuğu olur. Artık o yörenin marangoz ustasıdır. Bu arada marangozluğu yanında öğrendiği ağabeyi Ali Usta Mersin'e gider ve oralarda yeni yapılan evlerin marangozluk işlerin alır. Güneyyurt ve çevresi ise Hurşit Usta'ya kalır. 1959 yılına kadar Ermenek- Karaman ve diğer yerleşim yerlerinde marangoz-luk yapar. 1959 yılında çok önemli bir şey olur. Mesleğini icra eder-ken elini freze keser. Bu meslek kazası onu marangozluktan soğut-muştur. Artık bu mesleği yapmak istemez. Elinde bu gün de yeri bel-li olan yara izi vardır. 1959 yılında kazancından biriktirmiş olduğu para ile köylüleri ile birlikte ortak bir kamyon alır. Artık ne de olsa Ermenek ve çevresinde beş altı tonluk kamyonların gelip gideceği yollar açılmıştır. O dönemlerde çok az olan kamyonlara da iş vardır. Hurşit Ağa'nın ortak nakliye işi 1963'e kadar devam eder. 1963 yılında Karamanlı bir maden (linyit) işletmecisi ile tanışır. Mehmet Şekerci adındaki bu zat, Cenne'de bugünkü adı ile Pamuklu'da kömür madeni çıkartmaktadır. Şekerci'nin madenin çıkarılmasında, sevkiyatında ve pazarlanmasında sıkıntıları olur ve Hurşit Akpınar'dan kendisine yardımcı olmasını talep eder? Bu talep karşısında Hurşit Akpınar'ın tepkisi ne olur? Mehmet Şekerci'ye ne yanıt verir?  
 
 

HURŞİT AKPINAR (3)

 
 
 
 
TAŞELİ'NİN HURŞİT AĞASI AĞALIĞA GİDEN YOL
 
Eski adı Cenne şimdiki adı Pamuklu olan köy civarında maden (linyit ) ocağı işleten Karamanlı Mehmet Şekerci, yeni yeni yöremizde sayılan ve güvenilen ve ekonomik yönden palazlanmaya başlayan Hurşit Akpınar'dan kendisine yardımcı olmasını ister. Hurşit Akpınar daha o zaman “ halkın ağası” değildir.  Ağa unvanı kendisine henüz verilmemiştir ama ağalık emareleri kendisinde su yüzüne çıkmaya başlamıştır. Kendisinin yardım talep ettiği kömür ocağı işletmecisi Karamanlı Mehmet Şekerci'ye maddi ve manevi yardım eder. Mehmet Şekerci ocağı işletmede, kömürün pazarlanmasında sıkıntılar yaşar. Ocağı devreder. Hurşit Ağa’ya ocağı siz mi aldınız dediğimizde, hayır ben almadım, başkası aldı, cevabını verir. Çünkü Hurşit Ağa Cenne'nin yakınındaki Şahinler'deki Çanakçı mevkiinden madeni ( linyit madeni ) işletmek için 1963 yılında ruhsat alır. O zaman il merkezimiz olan Konya'dan maden ocağı işletmek için ruhsat alırken zorlandınız mı diye sorduğumda, hayır zorlanmadım. Zorluk çıkarmadılar diye yanıt verir. Tabi bu arada zorlandığı konular da olur. Kömür üretiminde  bir sıkıntı yaşanmasa da kömürü tanıtmada ve pazarlamada büyük sıkıntı yaşarlar. Küçük paketler hâlinde Kahraman Maraş'ta, Gazi Antep'te ve Konya'da evlerde yakıt olarak kullanılan linyit kömürünü tanıtmak için çok çaba gösterirler. 1963 yılında kömür ocağı işletmeye başlayan Hurşit Bey, 1969 yılına doğru kömürden para kazanmaya başlar. Bu yıla kadar kazanmış olduğu paralarla kömür işletmesinin alt yapı tesislerini kurar ve yollarını açar. Yollar derken ocaktan ana yola kadar ulaşımı sağlayan kömür yüklü kamyonların geçebileceği yollar anlaşılmalı.
 
HAYALLERİN BİTTİĞİ YIL
 
1977-1979 yılları Hurşit Akpınar için hayallerin, düşlerin yok olduğu bir yıldır. Ecevit Hükûmeti ülke genelinde bütün madenleri devletleştirmiş ve işletilen kömür ocaklarını kişi ve şirketlerin elinden alınmıştır. Artık yer altı zenginlikleri dediğimiz madenleri devlet işletecektir. Bu karar Hurşit Ağa için bir duraklama, bir dönüm  noktası olur. Devlet diğer ocaklarda olduğu gibi onun da işlettiği maden ocağına el koyar, ocağa bir kıymet biçerler ama devlet tarafından Hurşit Akpınar'a bir kuruş ödenmez. Ocağını öfkeye tepkiye kapılmadan şeriatın kestiği parmak acımaz kabilinden çalışır vaziyette devlete teslim eder. Hatta işçilerin yatıp kalktığı yerlerdeki özel yatakları bile bırakır gider. Onun ocağı işler vaziyette devlet görevlilerine teslim etmesi ilerde ona büyük avantajlar sağlayacaktır. Yazımızın başında buna kısmen değinmiştik.

1983 yılında liberal ekonomiyi savunan Turgut Özal'ın Anavatan Partisi iktidara gelince maden ocaklarını eski sahiplerine iade ederler. Hurşit Ağa işletmiş olduğu ocağı nasıl teslim ettiyse öyle teslim alır. Artık maden işletmesinde deneyim sahibi bir kimsedir. Açık işletmeler yaparlar ve çıkarmış oldukları kömürden iyi para kazınırlar. Ermenek kömürü olarak adlandırılan linyit kömürü Konya, Karaman, Antep, Maraş ve diğer illerde iyi prim yapar. Kaliteli olarak bilinir ve aranır hâle gelir.     
 
 

HURŞİT AKPINAR (4)

 
 
 

TAŞELİ'NİN HURŞİT AĞASI HURŞİT AĞA OKUL YAPTIRIYOR
 
1983 yılında devlet tarafından işletme sahiplerine  iade edilen maden ocaklarını Hurşit Akpınar herkesten önce işletmeye başlar, millet ocakları açtım, işletmeye başladım deyinceye kadarki sürede o bir hayli yol alır ve iyi para kazanır. Salih Şarman Ermenek Kaymakamı'dır. Hurşit Ağa'ya bir gün birlikte Güneyyurt'a gitmelerini söyler, kalkarlar giderler. Beldenin okulunu birlikte gezerler. Anlaşılan kaymakamın kafasındaki düşünce Güneyurt'lulara el birliği ile okulu yeniletmektir. Hurşit Ağa okulun çok eski ve yıpranmış olduğunu ve tabanının  koktuğunu ve okulun sıhhi olmadığını görür. Okulu yenilemek için bir dernek kurarlar. Derneğin başına da  Şükrü Arı'yı getirirler., dernek yeterli parayı toplayamaz, Para toplamakta zorlanırlar. Hurşit Ağa burada da ağalığını gösterir ve okulu tek başına yaptırmaya karar verir. Kaymakam da değişmiştir. Yeni kaymakamımız Yusuf Ziya Bey'dir. Yusuf Ziya Karacaev  artık yörede yardımseverliliği ve ağalığı ile  ünlenen ve saygın bir adam olan Hurşit Akpınarı'ı teşvik eder, proje ve diğer formalite konularında yardımcı olur. 1984 yılında  temeli atılan on iki sınıflı ve iki katlı olarak yapılan  okul 1985 yılında orta ve lise olarak eğitim ve öğretime başlar. Adını da Hurşit Akpınar Güneyyurt Lisesi olarak alır.1998 yılına kadar ortaokul ve lise olarak hizmet gören bina ilköğretim yasasının değişmesi ile birlikte 1998 yılından itibaren ilk ve ortaokulu kapsayan ilköğretim okulu olur ve adını Hurşit Akpınar İlköğretim Okulu olarak işlevine uygun olarak Milli Eğitimin hizmetine devam eder. 
Okulun temelinin atıldığı yılı ( 1983 ) hesap edersek Sayın Hurşit Akpınar adı ve unvanına yakışır bir şekilde bundan tam 27 yıl önce Türk Milli Eğitimine doğup büyüdüğü beldesinde bir okul yaptırarak ciddi anlamda bir omuz vermiştir. Taşeli Yöresi'nde bildiğimiz kadarı ile ilkokul yaptıranlardan biridir. İlki  Mustafa Demirok'tur. O Ermenek Meslek Lisesi'ni yaptırmıştır.
Hurşit Akpınar, kırlık kesimlerde geniş toprakları olan, sözü geçen, zayıfları ezen, yok pahasına insanları çalıştıran  varlıklı kimse anlamında bir ağa değil, belki de yine geniş toprakları ve varlığı olan, maden sektöründe en azından yıllardır ortalama  100 işçi çalıştıran  yoksullara fakirlere, sıkışan iş adamlarına yardım eden, eli açık bir “ağa” dır. İşletmiş olduğu maden ocaklarından yaklaşık 400 kadar insan emekli olmuştur.
Hurşit Ağa, bugün 87 yaşındadır. Benim ile söyleşi yaptığı günün sabahı Balgusan taraflarındaki yayladaki tarla ve bahçe işlerini yerinde görmek için yaylaya gittiğini söyledi. Maşallahı var, sağlıklı. Sabahları 08.30 kahvaltı saati, kahvaltıdan sonra bürosuna gider günlük üç dört gazete okur ve öğleye kadar büroda çalışır. Öğleyin camiye gider.  Öğleden sonraki zaman zarfında dostları ile bürosunda sohbet eder. Onun yemek seçme gibi bir huyu yok, yaşına göre önüne gelen her yemeği yer. Tansiyonu var, ona dikkat eder.
Ona rahmetli Naci Keskin'in ile olan bir anımı hatırlattım, Naci Keskin 22 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra özel sektördeki işin kardeşi Abdullah Keskin ile kurmuştu. Üç yıl SSK primlerini ödeyince oradan emekli olur. Onca varlık içinde devletten aldığı o küçük paranın ayrı bir anlamı ve tadı olduğunu zevkle bizlere anlatırdı. Sayın Hurşit Akpınar'a sosyal güvenliği olup olmadığını ve emekli maaşının tatlı gelip gelmediğini sordum. BAĞ-KUR'dan emekli olduğunu ve 650 TL maaş aldığını sonraki yıllarda yapmış olduğu Belediye Başkanlığı nedeni ile hizmetlerinin birleştirildiğini ve 1100 TL devletten maaş aldığını söyledi. O da bunca varlık ve uğraşı içinde her ay almış olduğu maaşının kendisine tatlı bir gelir olarak geldiğini söyledi.
Taşeli'nin Hurşit Ağası'na neden Güneyyurt'ta oturmadığını sorduğumda, iş yerinin Ermenek'te olduğunu ve yirmi yıldır Ermenek'te oturduğunu söyledi. Başlangıçta her gün Güneyyurt'tan Ermenek'e ofise gelip giderlermiş, bakmışlar ki olmayacak, şimdiki oturduğu evin bulunduğu arsasını satın almışlar ve oraya dört daire yaptırmışlar. Bu evde üç kızı ve kendisi oturuyor altlı üstlü. 2006 yılında eşi Kübra Hanım'ı kaybeder. Her gün düzenli işine gelip giden Hurşit Ağa, Ermenek'te torunlarıyla birlikte mutlu bir yaşamı var.
Siyaset ile aranız nasıl dediğimde 1950 yılından beri siyasetin içindeyim der. Siyasetçi olarak yöreye ne gibi katkı sağladınız dediğimde ise Güneyyurt için hayati önem arz eden su kanalını yaptırdığını, YİBO'nun arsasının sağlanmasında katkı yaptığını söyledi.
Hurşit Ağa sivil toplum örgütlerinde de çalışan değerli bir şahsiyettir. İlim ve Kültür Vakfı'nın kurucusudur. Çoğu okul ve cami yaptırma ve yaşatma derneklerinin başkanlığını yapmış ve onlara yardım etmiştir. Onun bulunduğu mekânda harcamanın faturası ta gençliğinden beri Hurşit Ağa tarafından ödenir. Zaten Ağa” lık lakabı da bu eli açıklığından ve katılmış olduğu toplantılarda ve yemeklerde kısaca toplumsal harcamaların  olduğu her yerde Hurşit Ağa ödemeleri yaptığı için Taşeli halkı tarafından varlıklı zengin oluşundan  dolayı değil, eli açık ve ikramı sevdiğinden dolayı adı, yöremizde  “Hurşit Ağa “ olarak taçlandırılmıştır.

Kendilerine sağlıklı bir ömür dilerken, bu söyleşinin yapılmasında bana yardımcı olan Ermenek Belediye Başkanımız Sayın Necati Akpınar'a teşekkür ederim. 
23 Mayıs 2011                                 

HALİL AKBAŞ

  • Yazdır
  • E-posta
Detaylar
Kategori: Kim Kimdir?
Yayın tarihi: Pazar, 02 Nisan 2017 23:36
Yazar: hasan-simsek
Gösterim: 3981

ERMENEK’TE CAMİLER ÇOĞALIYOR!

 
BUGÜNKÜ KONUĞUMUZ ECZACI HACI HALİL AKBAŞ
İlçede okul yaptıran hayırseverler olduğu gibi camii yaptıran hayırsever hemşehrilerimiz de var.  Ermenek kent merkezi  doğuya ve batıya doğru  yayıldıkça ihtiyaç duyulan ibadethaneler de hayırseverler tarafından bir bir yapılıyor.  Cami yaptıranları şöyle bir sıralarsak, yakın tarihlerde bildiğim kadarı ile sanayide Ahmet Kalan, Seyran Mahallesi’nde Ahmet Keleşoğlu, ilk akla gelen rahmetliler ve TOKİ Evlerinde Fatma Tokyürek  inşaatı devam ediyor, yaza açılması beklentisi var. Bu yazımızdaki  konuğumuz   Ermenek Merkezde Afet Evleri’nde ibadete hazır hâle getirilen ve yasal formaliteleri  bitirilince açılışını bekleyen Eczacı Hacı Halil –Fikriye Akbaş Camii var.
Eczacı Hacı Halil ve Fikriye Akbaş Cami 2016 yılında altı ay gibi kısa bir zamanda Eczacı Hacı Halil Akbaş tarafından yaptırılıp bitirilen ve hemşehrilerimizin ibadet etmesine hazır bir cami.
Eczacı Halil Akbaş tarafından Afet  Evleri’ne yaptırılan caminin yerini Belediye Başkanımız Uğur Sözkesen belirler. Cami yapılmasına teşvik edenlerde Halil Bey’in Ermenek’teki arkadaşlarından Sadi Cankat, Kamil Kanık ve Koçdayı Mehmet’tir. Halil Akbaş, bu adından bahsettiğimiz  arkadaşların  teşvikiyle Ermenek’te cami yapma işine girişir.
Caminin yapıldığı yerin hemen yukarısında Ahmet Keleşoğlu Camii var. Neden yakın mesafede bir yere  cami yaptırdınız diye sorduğumda, yanıtı: Yaşlı insanların eğimli arazide yukarıya çıkmakta zorlandıklarını söylediler.  Doğru bir tespit, insan yaşlanınca bir iki adımın bile hesabını yapıyor, hele bu inişi yokuşu dik olan bir yer de olursa doğruluk payı daha da artar.
2016 yılının nisan ayında temeli atılan ve ekim ayında bitirilen caminin özellikleri:
Caminin plan ve projesini hazırlayıp çizen kişi Halil Akbaş Bey’in oğlu mimar Hakan Akbaş’tır.
980 metre kare arsa üzerine inşa edilen caminin inşaat alanı 220 metre kare olup üç kat üzerine inşa edilmiş bir ibadethanedir. Aynı anda 450 kişi ibadet yapabilecek özelliktedir.  Caminin iç ve dış cephesinde Selçuklu mimari yapısının izleri görülür. Minaresinin farklı bir mimari yapıda dizayn edildiği görülmektedir.
Kendisi ile konuştuğumuz Hacı Halil Akbaş inançlı bir kimse, 2015 yılında Hac görevini yaptıktan sonra  camii yaptırma işine girer. Esas mesleği eczacılık olsa da o  birikimini müteahhitlikten/inşaat sektöründen kazanan bir müteşebbistir. O da Hasan Kalan gibi “Hayır işleri yaptıkça para eksilmiyor, artıyor.”  diyerek hayır  işlerine devam edeceği mesajını veriyor.
Altı ay gibi kısa bir sürede Afet Evleri’ne cami yaptıran Sayın Hacı Halil Akbaş’ı dilerseniz yakından tanıyalım: 
 
AFET EVLERİNE CAMİ YAPTIRAN HALİL AKBAŞ KİMDİR?
O şimdi İstanbul’da Çamlıca’da oturuyor.  Oğlu Mimar Hakan Akbaş ile Ümraniye taraflarında inşaat yapıyor. Bu yaşına rağmen çalışıyor, üretiyor, ülkeye katma değer yaratıyor. O da bizler gibi sıfırdan tırmanarak gelmiş buralara, değişik mücadeleci bir öz geçmişi var. Doğduğu yerden itibaren bugüne doğru şöyle bir bakarsak:
Halil Akbaş, Ermenek’in bilinen meşhur mahallelerinden Akçamescit  Mahallesi’nden  Sarıhasanlardan Hacı İsmail Efendi’nin oğludur. Annesi  İlisulular’dan Ayşe Hanım’dır.   Şu an çoğu Ermenek evleri gibi onların Arpacılar Sokak Nu:13’teki evleri de  kapalı, oturan yok. Halil Bey 1941 yılında bu evde doğmuş. Halil Bey’in şimdi hayatta olmayan Ali ve Ahmet isminde iki kardeşi var.
Halil Akbaş 1964 yılında Anamur’dan Fikriye Hanım ile evlenir.  Şimdi eczacı olan kızı Ayşen ve Ermenek’te birlikte yaptırdıkları caminin mimarı Hakan adına iki çocukları vardır.
Halil Akbaş, ilkokulu Merkez İlkokulu’nda, ortaokulu Ermenek Ortaokulu’nda okur. 1957 mezunlarından, hatırladığı okul arkadaşları: Faruk İnal, Hasip Güleç, Erhan Gür, Ahmet Çetin, Esin ve Aykut Alper, Halit Bardakçı.
Çoğu Ermenekli öğrenciler gibi klasik lisede (Konya’da ) okuyacak ekonomik güçleri olmadığından meslek liselerinden ( sağlık,  öğretmen, ziraat, askeri )birine gitmeyi tercih ederler. Halil Akbaş, Temel askerlik eğitimi almak için Eskişehir Hava Astsubay Okuluna gider.  Birlikte oldukları arkadaşları Faruk İnal, Selahattin Ünleyiş, Hüseyin Sakarya, Nevzat Süllü, Ahmet Çetin.’dir. Eskişehir’de temel eğitim aldıktan sonra İzmir Hava Astsubay Okulu’ndan 1959 yılında mezun olurlar. Bir yıl Balıkesir, iki yıl Konya’da görev yaptıktan sonra 1963 yılında İstanbul’daki Alemdağ Hava Üssüne tayin çıkar. 1965 yılında İzmir’de Hava Lisan Okulu’na gider. Bu okulu 150 kişi arasında birinci olarak bitirir. Bu İngilizce dil okulu onun yaşamında bir dönüm noktasıdır. Dil okulunu bitirince ABD’ye meslek eğitimi almak için gönderilir ve iki yıl orada kalır. Dönüşte  Füze Üssü’nde elektronikçi olarak  çalışır. O yıllarda meslek okulunu bitirenler lise diploması almak için fark dersleri sınavlarına girerlerdi. Halil Bey , önceden fark derslerini vererek lise diplomasını alır ve üniversite sınavlarına girmeye hak kazanır. 1972 yılında Üniversite giriş sınavına girer. Ankara Eczacılık Fakültesi’ne kaydını yaptırır. Okula devamı ve İstabul’dan gidip gelmeler güç olduğundan askerlik mesleğinden istifa eder. 1976 yılında okulu bitirerek eczacı olur.
Öğrencilik yıllarında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda hem protokol müdürlüğü hem de mütercimlik yapar.  Dört sene giib bu görevde çalıştıktan sonra, Kültür Bakanlığı Dış ilişkiler Dairesi7ne müşavir olarak atanır. İki yıl sonra Dış ilişkilerden sorumlu başmüşavir olur. Dönemin Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı’ya başmüşavirlik yaparken 1982 yılında emekli oldu.
Kültür Bakanlığı görevi yanın da eczacılık işlerinde yürütür. Ankara Yenimahalle’ye  1982 açmış olduğu DURAK Eczanesi’ni , İstanbul-Haseki’de Adıvar Durağı yanına  ADIVAR Eczanesi olarak taşır. Burada Haseki Hastanesi’nin açmış olduğu 6 aylık Optisiyen ( Gözlükçülük ) kursuna gider ve diploma alır ( 1984).
Eczacı Halil Akbaşın  öncesi asker, bilahare  bürokrat-protokol müdürü ve  Bakan başmüşaviri sonrası eczacı ve müteahhit şapkaları/meslekleri var. Çok yönlü ve azimli bir hayat mücadelesi verdiği anlaşılıyor. 
İnaçlı bir kimliği olan Halil Akbaş, 2015 yılında Hac farizasını yerine getirmiş ve bilahare cami yaptırma işine girmiştir.
Halil Akbaş Bey, şimdi oğlu Hakan Akbaş  Bey ile birlikte aktif iş hayatının içinde, inşaat işleri yapıyor. Yukarıda da ifade ettiği gibi hayır işleri yapmakla para bitmiyor, aksine çoğalıyor. O böyle bir duygu içinde olduğunu söylemekle daha yapacağı hayır işlerinin sinyalini veriyor. Yaptırmış olduğu caminin Afetevleri   cemaatine hayırlı olmasını  diler, Sayın Hacı Halil Akbaş’a da Allah razı olsun deriz.
10.03.2017

Hasan ŞİMŞEK


Daha Fazla İçerik...

  1. DURMUŞ ALİ ÖZBEK
  2. ALİ GÜNDÜZ GÜRGEN
  3. AHMET ESİN
  4. MEHMET ZEKİ AKDAĞ

Sayfa 26 / 34

  • Başlangıç
  • Önceki
  • 21
  • 22
  • 23
  • 24
  • 25
  • 26
  • 27
  • 28
  • 29
  • 30
  • Sonraki
  • Son

Gücünü veren Joomla!®